Hakikat arayışının sahteliği

tarko

 

İkinci Dünya Savaşının yıkımıyla ortaya çıkan küresel ölçekli bunalım ve buhranın bir uzantısı olarak boy veren İkinci Yeni’nin izleri uzak bir gelecekte bile kendini açıkça gösterebilecek boyutlardaydı.

İkinci Yeni hiç kuşku yok ki çok güçlü, esaslı bir ekol. Biçimsel niteliklerinden öte insanı kavrayışı, insanın içine doğru yürüyüşü, imgenin büyüsüyle modern insanın sürüklendiği çaresizliği, açmazları işlemesi bambaşka bir çarpıcılıktaydı ancak bütün güç ve kudretine rağmen nihayetinde insanın geri çekilişini ifade ediyordu, bunca kaybetmenin yanında siyasal/toplumsal olanı dışarda tutuyordu.

Her ne kadar topluluk sonrası dönemlerde İkinci Yeni şairlerinin toplumsal ve siyasal eğilimlere meyilleri belirginleşse de aslolan İkinci Yeni damarı ruhunu farklı dönem ve isimlere göçürerek devam ettirdi.

12 Eylül darbesi sonrası edebiyatın II. Dünya Savaşına paralelleştiği bir memleket içi havası var olurken, dış dünya da aslında neoliberal saldırganlıkla zirve yapan faşizan kapitalist düzenin hegemonyasında yeni bir umutsuzluk dalgasına teslim oluyordu. İşkence, sürgün, idam, parti, sendika ve derneklere dönük kapatma ve her türlü yoğun baskılarla şekillenen 80 sonrasının şiiri de ister istemez içine kapanmış, karamsarlık ve bunalıma teslim olmuştu.

Çok daha zayıf, hak etmeyen bir İkinci Yeni tekrarının boğucu havası garip bir şekilde 28 Şubatın İslamcı sanat ve edebiyatını etkileyen bir özü mayalamaya başlamıştı. 12 Eylülün bunaltıcı, abartılı özeleştiriye dayalı inkârcılığı 28 Şubat öncesi ve sonrası İslamcı edebiyatı alabildiğine kuşatmıştı demek abartı değildir. Bunun için verimlere bakılabilir.

Hesaplaşma her zaman iyiyken inkâra ve intihara varan bir yönelim baskınlaştıkça kişinin ve temsil olunan çizginin zamanla derinleşen yabancılaşması çok rahat bir şekilde mide bulandırıcı bile kabul edilebilir. İslamcı edebiyatın/şiirin direngenliği reddeden tavrı ile başka bir sanatsal alan dolayımında dönemdeş Tarkovsky ilgisi ile İran sineması hayranlığı arasında bir bağ vardır.

Birer semptom olarak siyasal mağlubiyetle izah edilebileceğini şimdilerde çok daha rahat görebileceğimiz bu benzerlikler incelenmeye değerdir. Varlığın anlamının ardına düşmek, İran sinemasının dilsiz bilgeliği, Tarkovsky’de beliren hakikatin işaretleri gibi yoğun ve abartılı ilgi ve söylemin sonraki dönemde yaşanan gelişmeler karşısında hangi anlama ya da anlamsızlıklara geldiği açığa çıkmış olmalıdır.

Bugün İkinci Yeniden çalıntı ya da onu İsmet Özel’in de yaptığı gibi devrimci bir özün söylemiyle yeni bir forma sokacak başarıyla ilerleyen bir hat zaten olmadığı gibi başka bir orijinallik de ortalıkta görülmemekte, Tarkovsky ya da İran filmlerine göndermede bulunana nerdeyse rastlanılmamaktadır.

Aslında İkinci Yeniden 1980 Sonrası Şiire, oradan da 28 Şubat süreci sanatına uzanan hattın; ona paralel olarak da Tarkovsky ve İran sineması ilgisini bayraklaştıran İslamcı sanatsal yönelişin bunu açık kaçış olarak planladığı kabul edilebilir.

İkinci Yeninin temsilinde bir asalet, esasa taalluk eden bir mahiyet varken ondan esin aldığını var sayarak kendini kurmayı deneyen ve bunu, itiraf edemediği kaçışın üzerini örterek yapmaya çalışan; üstüne üstlük sinemadan hikmet ve hakikat devşirme kurnazlığıyla kompozisyonu tamamlayabileceğine bizi inandırmak isteyen kandırmacayla yüz yüze kalıverdik.

Bugünün çürüme ve yozlaşma evresinde artık hayatın anlamı, keskin varoluşsal mevzular, sanattan felsefeye uzanan patikaların çilesi falan güç ve kudretin büyüsüyle gözle görülmeyecek, un ufak olmuş değersiz bir hassasiyetten öte bir şey değildir.

Yalan ilgi ve yönelişin hakikatin peşinde olmakla açıklanması kadar açık bir sahteliğin beyanı olan bu süreç ibretamiz diğer gelişmeleri tamamlar mahiyettedir. Bugün yaşadığımız trajedinin izlerini sürdüğümüzde çıkacağımız başka çarpıcı kapılar da elbette olacaktır.

Ahmet Örs, tasfiyedergisi.net

 

Etiket(ler): , , , , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir yanıt yazın