Ara
25
2020

20 Yıl

Kavun satıyordu bir abi, hava da ne sıcaktı! Otogardan Tokat bileti almış okula mı dönüyordum acaba, yoksa yeni kiraladığım eve mi, şimdi hatırlayamadım ama kavunları, kavunları satan abiyi, havanın sıcaklığını, o kasvetli otogarı unutmam mümkün olmasın hiçbir zaman.

Muş soğuk olacak, bu besbelli bir şey ama ben soğuğun, karın çok çok öncesinden paniğe kapılmış olmalıyım. “Neden hâlâ bu kadar sıcak?” diye düşünüyorum muhtemelen, elbette sıcak olacak, daha eylül ayının ortalarındayız ve ben yeni kiraladığım eve eşya getirmek için Tokat’a gitmeliyim. Otogardan, o ilk indiğimizde karanlığıyla bizi karşılayan Muş otogarından bilet alıp dönüyorum. Pek yapmadığım bir şey ama o kavunları, yani uçsuz bucaksız Muş ovasında yetişen kavunları görünce dayanamadım sanırım. Hava da sıcaktı hani! Biraz tozlu gibiydi de ortalık. Babamın, cânım babamın kamyonu ve kamyonlarıyla pek çok defa geçtiği Van yolunun kenarına, kavun satan abinin yanına, kavunlar için kullanılan bir kasanın üzerine oturdum ve satıcı abinin dilimlediği kavunlardan yemeye başladım.

Her nerede ve hangi pozisyonda olursanız olun gurbet hissi tesirinden bir şey kaybetmez.

Orada, o kasanın üzerinde kavun yerken gurbette bulunan ve Muş’ta evvelinden hiç tanıdığı olmayan biri olarak tarifsiz bir hissiyatın beni sarıp kuşattığını derinden idrak ettim. Muş’un kavunu güzeldi. Kavun güzeldi de ben soğuğu bekliyordum. Soğuk ve kar neden hâlâ ortalıkta görünmüyordu? Cevabını bildiğim bu soruyu sormadan edemiyordum işte kendime!

Babamın ezbere sıraladığı kavis, dinlenme tesisi ve petrol satış bayileriyle önümde uzayan yolun kenarında, kravatı salınmış, ceketi işte o anlam verilemez sıcak yüzünden ele alınmış bir hâlde bulunuyordum. Sanki bir haftalığına gelmiştim Muş’a, şimdi de dönüyordum işte! Bu kadar, sadece bir hafta. Pek bir şeye tanık olamadan, öksürüklerle geçen birkaç derse girdikten sonra onca öğrenciyi yüz üstü bırakıp… Sanırım kısa süren bir rüya idi ve Muş ovasının en muhteşem ürünü yemyeşil ovayı vakti gelince kızıla boyayan lâleler değil de işte bu kavundu. Çok lezzetliydi. Kavuncu abi hayattadır belki, keşke adını, adresini öğrenseydim. Belli olmaz, belki bulurdum onu sonraki gidişlerimde ya da Muş’ta kaldığım on beş toplam ay içerisinde… Hayatta değilse rahmet olsun. Yirmi yıl birbirini devirerek akıp gittikten sonra, nerededir, kim bilir…

Muş’a gideli 20 yıl olmuş. Bunu söylemek, bir çırpıda telâffuz edebilmek benim için gerçekten çok zor.

Yirmi yılı birlikte andığım o kadar isim var ki… Hepsini o kavun satan abinin kanatları altına sığdırmak, oraya, onun tezgâhının üzerinde sıralamak istiyorum. O anki hissiyatımı da o gün oturduğum kasanın üzerine sabitleyerek elbette!

Yorum bırak