Kas
13
2011

Şairin evsizliği

yasakmeyve dergisinin 52. sayısı sarı lacivert temalı bir kapakla yayımlanmış: “Şairin Fenerbahçesi” dosyası imiş bu kapağın sırr-ı müsebbibi.

Kapitalizmin günümüzdeki en işlevsel aracı olan profesyonel futbola karşı şairin duyduğu yakınlık doğrusu şaşırtıcı. Bu durum modernliğin tesiri bağlamında bir romans arayışı ekseninde değerlendirilebilir mi, bilemiyorum. Sanırım Nihat Genç yıllar önce gladyatörlerle futbolcular arasında olumlu anlamda bir benzerlik üretmişti. Herkes kendini bir şeye feda etmek istiyor:

Süreyya Evren, “Fenerbahçe tutkusu benim için çocukluğuma sadakattir. Hayatımda yalnızca Fenerbahçe için oruç tuttum. Ramazanlarda değil. Çocukken Fenerbahçe şampiyon olsun diye adak oruçlar söz verir şampiyonluktan sonra yaz tatilinde tutardım.” diyor ve anarşizmi bile yarın bir gün bırakabileceğini ancak Fenerbahçe’yi bırakamayacağını söylerken son şike operasyonları bağlamında Fenerbahçe Cumhuriyetini Türkiye Cumhuriyetinden giderek kopan bağımsız bir yapıya benzetiyor.

Enver Ercan, Cezmi Ersöz, Adil İzci, Kaan Koç, Gülce Başer, Nurhak Kaya, Cihan Oğuz, Nurduran Duman, Mustafa Ergin Kılıç, Ömer Şişman da Fenerbahçe muhabbeti yapan şairlerden.

İdeolojilerin geri çekildiği bir dünyada futbol mu dolduruyor bütün boşluğu bilmiyorum ama şair Abdülkadir Budak’la kızının (Emel Güz) yaptığı söyleşi gibi güzel çalışmalar da var dergi de. Bir de Seyhan Erözçelik anması…

Emel Güz, şöyle bir soru soru soruyor babasına: “Şiirlerin yalındı ve kederli bir mutluluk bırakıyordu okunduktan sonra. Giderek derinleşti ve Endişeli Fesleğen’den sonra acıtmaya başladı. Bu süreçte ben de bağıran ve hesap soran şiirler yazıyordum ve önce birbirimize okuyorduk şiirlerimizi. Söyle baba, benim şiirlerimden etkilendiğin oldu mu hiç?” Baba kızın söyleşisi nasıl da insana dokunuyor, yer yer…

Yorum bırak