Kas
3
2010

Sabit Kemal Bayıldıran, Varlık Dergisi Kasım Sayısında Tasfiye’yi Yazdı

Tokat’ta da Tasfiye dergisi direniyor 26 sayıdır. Derginin benim için ilginç yönü resmi ideolojiye tavır koyması. İslami duyarlılıklı herkesin resmi ideolojiyle arasında bir mesafe mutlaka olmuştur. Ama ‘milliyetçilikle’ aralarında bir mesafe olduğu her durumda söylenemez. Tasfiye milliyetçilikle arasına mesafe koyarken, enternasyonalist sola hiç de uzak durmuyor. Çünkü özünde İslamiyet de ‘enternasyonalist’! ‘Rab el Türk’in’ yok da ‘Rab el âlemin’ var da ondan.. (Necip Fazıl Tanrıyı bile Türkleştirmişti!)
Tasfiye son sayısını (26) ‘modern kuşatma eğitim’e ayırmış. Yılların öğretmeni olarak ilgiyle okudum bu sayıyı.
Beytullah Emrah Önce’nin “Türkiye’de İktidar, Eğitim ve Resmi İdeoloji İlişkisi” başlıklı yazısında ilginç tespitler var:
“Okul, devletini, ideolojisini, politikasını ve çıkarlarını korumanın ve topluma mâl etmenin önemli bir aygıtı hâline gelir. Eğitim programları ve faaliyetleri bu varılması zor amaçları gerçekleştirmek için dikkatle planlanır ve yönetilir. Aslında öğrencilere verilen eğitimle aktarılan bilgi, iktidar sahipleri tarafından belirlenir.”
Önce, bu tespiti Cumhuriyet yönetimi için yapıyor. Doğru bir tespit; ama sormak gerekir: Hangi devlette benzer bir tutum yok? İran’da, Suudi Arabistan’da durum benzer değil mi? Sovyet ders kitaplarından Yakın Çağlar Tarihi’ni okuyun, İkinci Dünya Savaşı’nı Parti’nin kazandığını öğrenirsiniz. Oysa Stalin döneminde aynı tarih kitabı “Evrensel Şef” Stalin’in dehası sayesinde kazanıldığı yazmıştı muhakkak!
Ulus devletin açmazlarından birisidir resmi ideoloji doğrultusunda ‘şartlama’. Cemil Koçak, Cumhuriyet’in en başarılı olduğu noktayı burada görüyor. Düşünün, Çerkez asıllı bir Hamdullah Suphi Tanrıöver’den resmi ideoloji bir Türk ırkçısı yetiştirebiliyor!
Bugün “Bize zorla ‘Türküm doğruyum’ dedirtiyorlar,” diyen Kürtler bir gün ulus devlet kurarlarsa, her sabah öğrencileri “Kürdüm, dirençliyim: varlığım Kürt varlığına armağan olsun!” diye bağırtmayacaklar mı?
Beytullah Emrah yazısını şöyle bitiriyor:
“Öğretim programlarından ders kitaplarına; ders içi faaliyetlerden sportif etkinliklere kadar sirayet eden bu ideolojik yaklaşım, özgür eğitimin önündeki en önemli sorundur. Resmi ideolojinin tahakkümü, çocukların inandığı gibi yaşaması ve ailelerinin istediği gibi gelişmesi yönünde ciddi bir engeldir. Okulla, çocuklarının farklı düşünceleri ifade etme hakkını bastırmakta, dolayısıyla onun kişilik gelişimini baskı altında tutmaktadır. Disiplin yönetmelikleri, cezalar ve yaptırımla; çocukların ideolojik ve totaliter yapısını çözmek için çaba harcamalıdır.”
Önce, doğru şeyler söylüyor da, bu öneriler kiminle, nasıl, nerede gerçekleşecek? Bu soru Devlet tartışılmadan cevaplanabilir mi?
Hep birlikte düşünelim, bu Devlet düşünenleri sevmese de.
“Düşünce Temrinleri V”, Varlık dergisi, Kasım 2010, s.48.

Yorum bırak