Mar
25
2013

Ölmeden Ölen Şehit (Açlık Grevindeki Filistinli Tutsaklara) – Ala Najeeb


Ölüm sadece ruhun bedenden çıkmasıyla ya da organların çalışmayı bırakmasıyla mı olur? Yoksa insanın kendisi midir ölüm şeklini seçen? İnsanı hayatı ölüme tercih etmeye iten şey nedir? Hepimiz hayatı ölümden üstün tutuyor olmamıza rağmen insan, yoktan var olur. Etrafındaki her şeyi tanımaya çalışır. İlişkiler kurar. Ve bunların ilki annesiyle olanıdır. Görmenin hissetmenin ve ilişkinin olmadığı bir yerden geliyor olmasına rağmen geldiği dünyada çevresindekileri görüp hisseder. Çünkü artık duyuların hakim olduğu bir hayattadır. İnsan tabiatı itibariyle sosyal bir varlıktır. Hayatı kurduğu ilişkilerinde, etkilendiği ve kendisinin etkilediği bağlarında, anılarında, bugününde ve yarınında saklıdır. Bu kurduğu bağları ve onlarla etkileşim duyusunu kaybettiğinde ölüm onun en yakını haline gelir. Geleceğe dair umudunu kaybetmesi de onu hayat yerine ölümü seçmeye iter.

İşte ölümün kıyısında, gardiyanların zulmünü reddeden, onur ve izzet talebiyle açlık grevi yapan Filistinli esirler…  “Eymen Şaravne, Tarık Kaden, Cafer İzzettin, Samir El-İsavi.” Samir El-İsavi bugüne kadar gelen grevcilerin önderi konumundadır. Kendisi tarihteki en uzun grevi yapan kişidir. Samir, otuz üç yaşında Kudüslü bir gençtir.

Ömrünün on yılını İsrail hapishanelerinde geçirmiş, özgürlüğünü yitirmiştir. İlk olarak 2003 yılında tutuklanmış  otuz yıl hapis cezasına çarptırılmış, 2011 ekim ayının on sekizinde “Şalit takası”, özgürlükçülere vefa takasında serbest bırakılmıştır. Serbest bırakıldıktan birkaç ay sonra teftiş noktaları ve askeri engellerin birbirinden ayırdığı, kendisinin yaşamış olduğu Kudüs’ten çıkıp Batı Şeria bölgesine geçerek takasın kurallarını ihlal etme suçuyla 2012 temmuz ayının yedisinde tekrardan tutuklanmıştır. Mahkeme, onu tekrar otuz yıllık hapis cezasını dayatmakla tehdit etmiştir. Samir 2012 yılı ağustos ayından itibaren açlık grevi yaptığını duyurmuş ve bugüne kadar hala grevini sürdürmektedir.

Samir, El-İsavi ailesinin işgal güçleri tarafından yargılanan bir ferdidir. Davalarının bedeli, Samir ve kardeşlerine pahalıya patlamış, kardeşi Fadi 1994 yılında El-Haram El-İbrahimi katliamından sonra çıkan olaylar sırasında şehit olmuştur. Daha annesinin gözyaşları kurumadan diğer oğlu Mithat tutuklanmış ve ömrünün on dokuz senesini farklı zaman dilimlerinde işgal hapishanelerinde geçirmiştir. İşgal sadece erkek kardeşlerini vurmakla kalmamış, bir de  kız kardeşi avukat Şirin El-İsavi tutuklanmıştır. Şirin de Siyonist kininden nasibini almış, çeşitli gerekçelerle bir sene boyu hapiste kalmıştır. Siyonist güçler bu mücahit  aileyi takip etmekle yetinmeyip Samir’in tutuklanmasından birkaç ay sonra en büyük kardeşleri Rafet’in evini yıkmış, su faturalarının ödenmediği bahanesiyle akrabalarının suyunu kesmiştir.

Annesi, oğlunu, ciğerparesini görmek için yanıp tutuşurken, yine o zalim duruşmalardan birinde ona dokunmak istemesiyle, işgal ordusunun zorba askerlerinin anneye, yaşına ve zayıflığına rağmen acı bir darbe indirmesi bir olur. Samir açlık grevi yaptığı için bedeni çok incelmiş sadece suyla yaşamaktadır. Sadece su… Kilosu kırk yediye kadar düşer. Şimdi ise sağlığı kötüye gittiği için hareket edecek gücü yoktur ve oturak haldedir.

Evet… Yaşamak güzeldir. Normal, insan gibi yaşamamız için ise temel şartların sağlanması şarttır. Samir ve kardeşleri bize hayatın öteki anlamını öğretmişlerdir. Hayat yeme içmeden çok daha fazlasıdır. Hayat özgürlüktür… Onurdur… Bir hedef uğrunda feda olmaktır. O kahramanlar, birçok insanın anlayamayacağı manalar ve ellerinden alınan insanlıklarını müdafaa etme uğruna açlığı seçmişlerdir.

 

 

 

Yazar Hakkında: Özgür Sahne

Yorum bırak