Mar
24
2013

En temel derdim zamana ve mekâna bir mü’min olarak dâhil olmak

Fatma Barbarosoğlu son kitabı “Rüzgâr Avı” vesilesiyle İtibar Dergisinin 18. sayısında Ali Görken Userin’in yaptığı söyleşide önemli şeyler söylüyor. Birçok cümle söyleşiye başlık yapılabilecek çarpıcılıktaydı doğrusu!

“Soru yok” derken, mevcut düşünsel yoksulluğumuza işaret ediyor, önemli! Soruyu kim soracak; düşünen, tartışan insan elbette:

Soruları, fikrin ebesi olarak görüyorum.

En esas sorumuz, ben bu dünyaya niye gönderildim.

Düşünceme ebelik edecek pek soru da gelmiyor artık. Herkes görüş istiyor. Soru yok.

Edebiyat okuyucusunun geri çekildiğini, kitabın metalaştığını söylerken Hasan Bülent Kahraman gibi düşünüyor. Kapitalizme dolaylı vurgusu önemli:

Bu değişiklik, kitabın metalaşma sürecine girdiğimiz Özal döneminde başlamıştı ama İslami kesimi henüz etkilememişti.

Kitabınız reklamı yapılsa da suçlusunuz, yapılmasa da. Eski okuyucular sessizliğin içinde kaldı. Sessiz okuyucunun sesini bulabilmek…

Ama çok satanlar listesinin okuyucuları ki, ben onlara yanlış okuyucu diyorum.

İlgi diyorsunuz da, edebiyat okuyucusu geri çekiliyor.

Kapakta, “Adanmışlık olmadan edebiyat olmaz” diye yazıyordu. Aslında dergiyi bunun için aldım desem yeridir. Ancak her ne kadar ideallere vurgu yapan bir tavrı içerse de daha çok edebiyat yapmaya odaklı bir adanmışlıktan bahsetmiş söyleşide. Doğrudan ideolojik bir çerçeve çizip edebiyatı onun içinde ele almamış yazar:

Ama her halükârda metne teslim olmak ve kendinizi metne adamak önemlidir. Adanmışlık olmadan edebiyat olmaz. Edebi metin güle oynaya serbest zamanlarınızda kotaracağınız bir şey değildir. Derdi olan insanın serbest zamanı yoktur zaten.

Tanzimat dönemini bilmem kaçıncı kez yeniden yaşıyoruz. Tanzimat yazarları pespaye Fransız romanlarından besleniyordu. Rus romanını bilmezlerdi mesela. Günümüzde de yanlış zamanda yanlış roman ile karşılaşmaya mahkûm öğrenciler için durum aynı.

Edebiyat öğretmenlerini imtihana tabi tutup edebî zevksizliklerini kanıtlamak problemli bir alan. Bir kısım edebiyat öğretmeninin edebiyatla ilgisi sorunludur evet ama öğrenciyi katleden sistem öğretmene teğet mi geçiyor? Zevksizliği yaratan, herkesi kapitalist ekonomiye göre tasarlayan sistem başköşeye oturtulmalıdır:

Edebî zevki olan edebiyat öğretmenlerini tespit etmek üzere bir imtihan yapsaydık ortaya nasıl bir tablo çıkardı dersiniz?

Tanpınar’dan ödünç cümle ile cevap vereyim: Ben kendimim ve muhitimin toplamından ibaretim.

Şöyle bir sorunumuz var: Küreselleşme ile birlikte dünyanın sınırlarının ortadan kalkmasına paralel olarak edebi metinler arasında da sınırlar kalktı.

Yani şiir, şiir olarak kalmalı; öykü, öykü olarak.

Battı çıktı metinler bana göre değil. Öykü, en etkili kelime ile cümle kurma sanatı değil. Ama öykünün kelimeleri, cümleleri romana göre daha vurucu olmak zorunda. Malum, öykü yazarı maçı nakavt ile kazanmak zorunda.

Öykü temaları çerçevesinde toplumsal yozlaşmaya dönük vurguları mühim. Direniş biçimlerine de odaklansaydı daha güzel olurdu. İktidar eve, insana nasıl tesir ediyor:

Mevki ve makamın kibir üzerinden kabarmasını en iyi eş durumundan görürüz. İktidarın yükünü en zor eşler taşır.

Gerçeği edebi kılmak sanılanın aksine kolay değil, daha zordur.

Büyük anlatı diye bir şey kaldı mı? Kesintisiz bir şimdiki zaman kıskacında, idraki dumura uğramış bir insan türü ile karşı karşıyayız.

Kadınlar zamana cümlelerle, erkekler rakamlarla dâhil oluyor diye düşünüyorum.

Etrafı çerçevelenmiş ideolojik bir yönelimi işaret etmese de hayata mü’min olarak dâhil olma arzusu çok değerli:

Benim en temel derdim zamana ve mekâna bir mü’min olarak dâhil olmak.

İnsanı reddeden, onu yok sayan zihniyete muhalefet ediyor. Kapitalist tıp politikalarını kast ediyor ancak onu doğuran siyasal çerçeve, o çerçevenin toplumsal sonuçları kapalı kalmamalı:

Uzmanlığın aptallaştırdığı bireyleriz hepimiz. Hele son sağlık politikalarından sonra yaralı doktorlarımız var. Bütünü göremeyen doktorlar, uzmanlık alanını iyileştirirken vücudun başka bölgelerini imha ettiğini fark etmiyor bile. Tıp politikalarının açtığı çıkmazda insan yüzüne bakmayan, tahlil ve MR’a bakan, onu da yorumlayamayan yüzlerce doktor var. Oysa hastanın yüzüne baksa, gözbebeklerine baksa sarılık olduğunu anlayacak.

Related Posts

Yazar Hakkında: Ahmet Örs

Yorum bırak