Kas
24
2011

Merhamet yangını

Alfred de Musset’nin lise ders kitabında yer alan “Hüzün” şiirini okurken Necip Fazıl’ın “Reis Bey” tiyatrosu düştü aklıma ve ister istemez Haluk Kurdoğlu’nun beyaz perdede Reis Bey karakterini canlandırışı…

Alfred de Musset “Hüzün” şiirinde, modern insanın hakikatle temas sürecini iç parçalayıcı bir gerçekçilik ve yaşlı gözlerle anlatıyor. Mutlak ölüm gerçeği karşısında yelkenleri indiren bir isyancıdır de Musset şiirde. Şiirin finalindeki karşılaşma gönül tellerini titreten cinsten:  “Tanrı soruyor, cevap vermek ister/ İyi ki ağlamışım ara sıra/ Elimde kalan servet bu, dünyada”

Şair, ağlamayı Tanrı’ya sunabileceği tek mazereti olarak gösteriyor. Dünyada ara sıra ağlayabilmiş olmak, hakikat karşısında her daim ikircikli bir tutum almış şair için tek tesellidir. Çünkü her türlü gidiş gelişe rağmen içinde, Sezai Karakoç’un muhteşem terkibiyle söylersek eğer “merhamet adlı bir çınar” vardır.

Servet tartışmalarına bir de ağlamak penceresinden mi bakmalı, “Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi” diyen Yunus Emre’yi anarak; ağlamanın işaret ettiği merhamet adlı servetin unutulduğu şu dünyada…

“Alemdağında Var Bir Yılan” hikâyesinde Sait Faik “Gözyaşının yanmış olduğundan” bahsediyordu, geçmişinden izler taşıyan bir konağın yandığını anlatırken. Gözyaşının en büyük, en tesirli insani işaret olduğunu, o işaretin de merhametin bir tecellisi olarak ortaya çıktığını ve bugünün evrensel zulüm ve sömürü çağında yitip giden merhamete aç insanlığın bir damla gözyaşının kanatlarına sığınma arzusunu atışları hızlanan kalbimize hissettiren muhteşem vurgulardır okuyup durduklarımız.

Reis Bey’i oynayan Haluk Kurdoğlu’nun kalbimizi saran muhteşem sesinden süzülen “Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz” seslenişleri, vicdanı körelmiş çağın suratına çarpılan bir hakikat tokatı değil de nedir? Memleketi bir bütün halinde “merhamet yangını”na vermeyi ister Reis Bey… Öyle bir yangın ki kiri, günahı yakıp yok edecek…

“Ağlama”nın insanı yücelten ve merhamete vurgu yapan muhteşem çağrısını farklı zaman ve mekânlarda yaşayan edebiyatçıların mısralarından, cümlelerinden okumak harika bir şey doğrusu! Okuyup billboardlara; kapitalistlerin, egemenlerin suratlarına yapıştırmak gerek…

4 Yorumlar+ Yorum Ekle

  • REİS BEY – Can taşıyan, yüreği atan her yaratığa acıyın! Ağzından kemiğini çaldıran köpeğe, her parçası ayrı ayrı kıvranan solucana, tabanı yanan çakala…Hepsinin üstünde insana; buruş buruş beyni, alnı ve çenesiyle gözyaşı döken insana acıyın!

  • Siz ağlayamazsiniz.ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz.siz merhametten acima duygusundan yalniz kötülük dogacağina inanmışsıniz.fakat ondan ne buyuk iyilik doğacağini unuttuğunuz icin en büyük hakki kaybediyorsunuz.Rahmet kaldirilmis sizin kalbinizden.buz çölünde yol aliyorsunuz.Muhurlu kalbinizin bir gün açılmasini dilerim.

    Hepimiz birbirimizi affetmeliyiz.Daglari kaydiran bir zelzele olurken, birbirine sarilmis cocuklarin haline donmeli degilmiyiz? Nedir bu zelzele arasinda birbirimizin saçını yoldugumuz, ciğerini söktüğümüz.

    Dunyanin en sert ve en yumusak madeni kalb…Atesini bulsun hemen degisir.

    Hep beraber ağlayalim. Gündüzün bitişinde gece, düzlüğün berisinde ayrilik,ekmegin ucunda açlik var diye katila katila ağlayalim.Dünya bir gozyasi evinden baska ne olabilir?Aglayanlardan olmak dururken ustelik aglatanlardan olmak reva mi?

    Bu gemiyi devrilmekten kurtarmak icin yalpa ettigi tarafa abanmak lazimdir.

    Göklerin merhamet dolu olduğuna inaniyorum bizse umaci korkusuyla yorgan altina kacan çocuk gibi nefsimizin beton çatisini tepemize çekmiş yasamayi öldürüyoruz?Yağmurun yalniz suyunu toplayabiliyoruz. ruhundan uzagiz.

    Eger topraga, tohuma, hatta kire lekeye merhamet olmasaydi su olurmuydu? Ne duruyorsunuz sökün sahte su borularini ev ev merhamet sebekesini kurun.
    Tepelerinizdeki çatilarida yıkın
    gokler ile temasa gecin.

  • Soğuk kış geceleri, köprü altında yatan çıplakların vebali benim boynumda, gömleğimin yakasında. İsterse çareme Adli Tıp baksın, fakat bir hastaneye girsem de kan kanseri çeken hastalar görsem, acaba onları bu hale ben mi getirdim diye düşünüyorum.

  • Acımasızca idama götürdüğüm çocuk bana ‘Buz çölünde yol alıyorsunuz’ demişti. Hepimiz bütün insanlık buz çölünde yol alıyoruz. Aldığımız nefesler bile sipsivri kayalıklar şeklinde donuyor. Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz. Damak kirletiyor, el solduruyor. Bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da kanun çıkarmaya kalkıyoruz. Olur mu hiç? Sen kaplanı yetiştir besle sonra pençe atıyor diye kement at, ipe çek. Yazıktır kaplana, günahtır kaplana.

Yorum bırak