Kas
24
2010

Köksüz ve Yetersiz

Geçmişe dönük sapkınca saldırılara belki haklı ama nitelikten yoksun, yerine göre de tamamen inatçı savunmalar yapılmasına rağmen savunulan alanla ilgili kayda değer çalışmaların yapılmamış olması fevkalâde düşündürücüdür. Duygusal temelli bir çıkışın ötesine geçemeyen bu duruşların sahihliğinden ve niteliğinden bahsedilemez.
Son yıllarda birbiri ardınca yayımlanan birçok dergide karşılaştığımız bir tavır olarak tamamen köksüz bir edebiyat/düşünce/sanat anlayışı egemen durumda. Yeri geldiğinde siyasal ve dînî birtakım tartışmalarda bazı kişi ve çevreler köksüzlükle itham edilip bir medeniyet geçmişinden mahrum olmakla suçlanmasına rağmen bahse mevzuu kök ve medeniyete ilişkin esaslı çalışmalar ortalıkta gözükmemektedir.

Birçok edebiyat dergisi adeta birbirinin kopyası niteliğinde yayımlanmıştır. Dikkat edildiğinde hemen tamamında tanıdık isimler arz-ı endâm etmiştir/etmektedir. Senenin belli günlerinde belli şairler/yazarlar ekseninde anma ya da değerlendirme sayıları okuyucuların önüne tekrar mâhiyetinde sunulmaktadır. Cahit Zarifoğlu, N. Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç üçlemesini aşamayan sayı ve yazılar birbirini tekrar etmekten öteye varamayan bir kısırdöngüyü sahnelemekten usanmamıştır. Sanki iddia edilen koskoca bir medeniyetin yine iddia edilen kökleri bu üçlemenin ufkuyla sınırlıdır. Adı geçen ediplerin nitelikleri kesinlikle bu yazının amacı dışındadır ve fikriyâtları takipçilerinin kavrayış ve anlatımlarında çoğu durumda büyük bir talihsizlik yaşamaktadır.
Bu üçleme çalışmalarından gayrı öne çıkan bir diğer yönelim de “her şeyi bilen adam”ı oynama hevesidir. Bu hevesin eksenini kendini taklit eden bir çerçevede üç beş kelimeyle oradan buradan aşırılan telâkkilerin yeni bir form ve derinlikte sunulur gibi dergi sayfalarına yerleştirilmesi oluşturmaktadır. Modern hastalıklar, özenti ve kompleksler bünyeyi tamama yakın olmak üzere kuşatmış durumdadır.
Belirtilen çerçeveyi aşamamak tamamen bir düşünsel yeterlilik meselesidir ve bahse mevzu kişi ve anlayışlar bu yeterliliğe haiz değillerdir. Tarihin kutsal addedilen zaman ve zeminlerine sığınmaktan derin bir hoşnutluk duyulmasına rağmen o zemini muhkem ve anlaşılır kılıp günümüze aktaracak uzun soluklu çalışmalara girişilememesi tembellik değilse ancak yetersizliğin zirvesi olarak tanımlandırılabilir. Bir tarihî miras ya da çizginin savunusu bu kadar sahipsiz bırakılıp da birkaç isme indirgenemez. Aksi halde savunulan anlayışa en büyük kötülük muarızlarının da önüne geçilerek yapılmış olur.
Devâsâ eserler vermiş nice şairin/muharririn düşünce ve sanat dünyasına vâkıf olmak ya da bu sahada hatırı sayılır çabaları görünür kılmak elbette ki yoğun gayretler istemektedir. Modern anlayış derinlikli çalışmalara değil de popüler/sığ üretimlere teşnedir. Dolayısıyla bir inanç temelli yola çıkmayan hiçbir hareket bahsettiğimiz çerçevede bir çalışmaya niyetlenmeyecek, kendini tatmin için içindeki şeytanın adımlarını takip ederek nefsini putlaştırdığının farkına bile varamayacaktır.
Düşünce evreninde ürkütücü bir seviyesizlik vardır. Yaratıcının ve yaratımın amacının çoktan gözardı edildiği bir dedikodu aleminde şaşkınca yüzmekteyiz. Bütün kitapların temelini oluşturması gereken kitapların anasını terkedilmiş olarak bırakmak sığ bir anlayıştan başkasını bize armağan olarak bırakmayacaktır.
Yukarıda isimleri geçen ve şu veya bu şekilde belirgin izleri aramıza bırakmış bulunan değerli öncülerden sonra kendi kendilerini öncüler olarak belleyip oraya buraya laf yetiştirmeyi insanlığın sofrasına sundukları çok değerli nimetlermiş gibi gösterenlerin bu zâviyeden hiçbir kıymet-i harbiyeleri yoktur. Hakîkat/hikmet arayışı amaçlanmadan, esaslı emekler ve herhangi bir bedel göze alınmadan hiçbir çizgi savunulamaz, hiçbir anlayış vücûda getirilemez. Vücûda getiriliyor sanılan beyhûde bir çabadan başkası değildir.
Hayatı bir bütün halinde kuşatıp inanılan değerleri süreç içerisinde belirsiz kılan kirleri arıtan sahih bir çabaya olan ihtiyaç kendini her geçen gün daha bir ağırlık ve öncelikte hissettirmektedir. Birbirini tekrar eden oyalanmalara değil de bu istikâmeti inşa edecek niyet ve gayretlere girişilmelidir.

Mehmet Sacit, (Tasfiye Dergisi, Sayı-3)

Yorum bırak