Tem
31
2010

İslami Edebiyat Çevrelerinin Dergilerinde Kürt Sorununa Yer Yok! – II

FAYRAP, Sayı: 29, Temmuz, 2010

Popülist edebiyat dergisinde de Kürt sorununa yer yok. İlginçtir, diğerlerini geçtik de popülist olanında bari bir parça yer olsaydı, yangın yerine dönen memleketin bu en büyük meselesine!

Fayrap, her zaman iddialı ve özgüveni olan bir dergi. Bu özgüven birçok zaman hakikati görmeye mani teşkil edebilir. Aylak çocuk Allen Ginsberg komple kapağı kaplamış. “Feveran Beat Yazısı” güzel tespit ve değerlendirmelerle dolu ama işte anarşizm boyutunu aşıp sistematik bir muhalefet hattına işaret etmiyor.

İsmail Pelit’in “Ezra Pound’un Türkçesi” adlı hikâyesi zeki ve zevkli bir çalışma doğrusu ama ilginç göndermelerle dolu. Birçok okuyucu bu hikâyeden yola çıkarak şiir için pekâlâ “sarhoş işi” diyebilir! Birahanedeki insanlardan başka şiire ve isyana meyleden olmadığını ima etmiyor, açıkça ifade ediyor hikâye. Bu hikâye bile başlı başına yukarıdaki tespitleri ispatlar mahiyettedir.

Yönetmen Reha Erdem’le yapılan söyleşiden ziyadesiyle istifade edilebilir. Hayata ve sanata farklı bakışlar üretebilmiş bir yönetmen profili çiziyor Erdem ve “Gerçek siyasi film, zihinleri allak bullak eder.” diyor. Siyasi filmlere yoğunlaşmak icap ediyor, keşke bu alanda esaslı bir festival düzenlense! “İki Dil Bir Bavul” filmini konuşmasında örnek verirken PKK’dan falan bahsediyor Reha Erdem, yoksa bu sorun bu tesadüfî kullanımdan başka yer bulmuyor dergi sayfalarında. Ayrıca Mesut Bostan da Reha Erdem sineması üzerine bir inceleme yayımlamış.

Fayrap şiir yıllıklarını sever, bu meseleyi tartışmayı da. Yine geçen yılın çetelesini tutan yılıklardan bahseden bir yazı yer almış dergide. Yıllıkları eskiden beri neyi ifade ediyor sorusu zihnimde yer eder: kaç kişiye ulaşır, ne kadar objektiftir, köprü mü kurar, köprü mü yıkar, diye.

Cihan Aktaş’ın insan merkezli öyküsü “Alzheimer Hikâyeleri”nin üçüncüsü yer alıyor Fayrap’ta. Diğer ikisini okumak nasip olmadı doğrusu. İki de çeviri öykü var dergide, toplam dört hikaye ki 48 sayfalık bir dergi için ideal bir sayı olarak değerlendirilebilir. İsmail Pelit’in sarhoşlara söylettiği Ezra Pound alıntılı “Dışarı çık, fikrini savun!” sloganından başka öykülerde sosyal problemlere ilişkin bir şey yok. Üzüntü verici. Edebiyatçıların resmedemediği toplumsal sorunlar nasıl insani özüyle yaygınlaşıp tartışılacak?

Kuvvetli söyleyişleriyle Fayrap şiiri kendi damarı üzre devam ediyor. “Çünkü göremeyeceğin kadar uzaktadır deniz taşrada/ Ama duyabileceğin kadar da yakındır sesi devrimin” diyor Ömer Faruk Yasin, “Kokular Hayvan Leşi” başlıklı şiirinde ve devam ediyor: “kalkacak gemimiz, akacak kanımız/ bölüşecek ekmeğimiz var hamdolsun/ Allah’ım senden başka ilah yok, yok”

Murat Küçükçifçi de “Kıllı Kibar” şiirinde ne demiş bakalım: “Ezilenlerden yana ol, yürüyüşlere katıl, konuşurken/ manşetler iki parmak dışarıda” M. Mücahit Yılmaz, “Kadavra Hatıraları” şiirine “Ölmeli hükümdarlar/ Halkın gözleri önünde/ Bu yitirilmiş bir rüya tasviri” mısralarıyla umuttan hayal kırıklığına evrilen bir başlangıç yapıyor.

Mehmet Aycı, Fayrap’ta eskilerden daha farklı şiirler söylüyor sanki. Sosyal temelde ördüğü “Klasör” şiirinde neler söylüyor bakalım: “Devleti ne kadar küçültsek, küçülmüyor kardeşim” (…) “Sosyal tesisler cenneti sevgili ülkemde” (…) “Kozmik odalarda klasör, yakılacak evraklar” (…) “Bir dosyada faili meçhuller ordusu”

Temmuz sayılarını temmuzun sonunda okuyoruz ama İslami edebiyat çevrelerinde memleketi kasıp kavuran ve kötüsü daha da kavuracak Kürt sorununa yer yok işte, her nedense… Netameli oluşundan mıdır, meseleyi kavrayamamaktan mıdır bilemiyoruz ama işte sonuç bu! Fayrap‘ta yer alan reklamlar da sermayeyle birlikte görüntü vermek bakımından muhalif duruştaki problemli niteliği daha da baltalıyor doğrusu…

Yorum bırak