Ağu
6
2010

“Hayır” Cephesini Anlamak

Sanırım 12 Eylül’de yapılacak referandum 12 Eylül darbesinden sonra yapılacak en önemli değişiklik. İçerik olarak T.C.’nin yazısız kanunlarını derinden sarsacak değişiklikler mevcut. Bunun farkında olanlar, olaya partisel bazda değil de içerik olarak taraf olanlar, üçe ayrılıyor: Evetçi’ler, hayırcı’lar ve oy kullanmayacaklar.

Türkiye muhalif hareketleri açısından bu vak’aya baktığımda ilginç tespitler düşüyor aklıma. T.C.’nin varlığına muhalif olan tüm ideolojiler, bunlar arasında İslamcıları,Sosyalistleri,Anarşistleri, ve daha birçoğunu saymak mümkün- devrimci karakterleri dolayısıyla iki yolu seçmek durumundalar.Ya ben bu ülkenin varlığını, anayasasını ve düzenini zaten tanımıyorum, dolayısıyla yapılacak değişiklik beni bağlamıyor ve toplumsal düzelmenin yolu devrimden geçer deyip oy kullanmamak; ya da devrimci olmak ülkenin sıcak gündeminden uzak durmak değildir yapılan değişiklikler yetersiz ve çok kısıtlı olmasına rağmen insani bir düzene dair ilk adımdır deyip “evet” demektir. Bu iki görüşü anlamak ve de hak vermek bir muhalif olarak çok zor değil ve kendi içinde oldukça tutarlı görüşler. Fakat hem muhalif hem de “hayırcı” olmak!?

 Bugün işe giderken Süper sosyalist partimiz TKP’nin hayır bildirileri tutuşturuldu elime. Daha ilk cümleden faul’lü bir broşürdü: ‘AKP’nin değişikliğine “evet” mi daha neler’ Yani ne kadar inkar ederse etsinler hayır demelerinin en büyük sebebi AKP tarafından sunulması. İçinde ne olursa olsun önemli değil. Sıraladıkları diğer hayır sebepleri de bir mizah dergisine konu olacak kadar saçma. İçerikle ilgili hiçbir eleştiri yok.

-Hayır
-Neden?
-Eee,şey! Çünkü AKP’nin!
Bu kadar sığ bir sol anlayışı sanırım sadece bizim ülkemizde var. Diğer sol örgütlenmeler de aynı mevzideler (DHKP-C, EMEP, ÖDP vs.)* İşte belki de bunun için 12 Eylül öncesi sol halk desteği alamadı. Beyaz Türkler’in okumuş evlatları olan ilk militanlar ne kadar bu cümleye kızsalar da halkta karşılık bulamadı. Elitist bir sol yapı oluşturdular. Kürt sorununa sanıldığı gibi sahiplenmediler ve PKK gibi ulusalcı yarı-faşist güçlere bıraktılar bu sorunu. Aslında Türkiye’deki solun en büyük sorunu Kemalizm’le hesaplaşmamasıydı. Bırak hesaplaşmayı toplumsal evrimin bir evresi gördüler Kemalizm’i. Kemalizm’in yetiştirdiği memur kadronun çocukları olan bu kadrolar Kemalizm’in halka yaptığı zulümleri göremediler ya da belki de görmezden geldiler. Elitist olmalarından çok halkın en büyük düşmanıyla dost olmaları sadece ülkesinde değil dünyada da yalnız bıraktı. Dünya’nın hiçbir yerinde herhangi devrimci bir sol hareket mevcut düzenin temel direklerini savunmaz, tam tersine onunla savaşır ve eleştiri bombardımanına tutar. Bizim ülkenin solcuları ise muhalefetin en basitini yapıyor. ABD’yi yani uzaktaki şeytanı eleştiriyor. Bu bir muhalif için en basit ve korunaklı muhalefettir. Aslında en büyük üç kağıttır da. Komplo teorileriyle ideolojisini sürdürmeye çalışarak asıl zulüm ve baskı mekanizmasına hiç dokunmuyor. Cumhuriyetin kuruluşundan beri kurumsal Faşizm’in en büyük temsilcisi orduya dokunmayıp seçimle başa geçen -iktidar olsa da tam anlamıyla muktedir olamayan- hükümete saldırıyor. Yargı-ordu ikilisinin asıl ülkeyi yönetenler olduğunu ve Kapitalist sistemin beslendiği en önemli kurumlar olduğunu hep atlıyor. Böylece kendine korunaklı bir alan oluşturup bu olagarşiyle karşılaştırıldığında oldukça güçsüz hükümete yükleniyor. Bu oligarşik düzeni es geçip AKP’ye saldıranları ahlakdışı buluyorum açıkçası.**Bu Cinayeti işleyen katili değil onu evinde besleyen adamı idama mahkum etmek gibi bir şey. Önce o katili cezalandırın gerekiyorsa asın, sonra ona yataklık eden adiyi el ele birlikte cezalandıralım.
  Bu solcuların haricinde solcu yok mu peki ülkemizde? Var tabii! Ankara’da okurken en yakın arkadaşlarımdan olan, daha sonra maalesef izini kaybettiğim Dersim’li öğretmen Erkan var. Daha sonraları tanıyıp benim de hayranı olduğum Fikret Başkaya adını ilk ondan duymuştum. Bir ateist’ti ama Ramazan’da gizli gizli yemek yiyecek kadar saygılıydı. Oturup saatlerce muhabbet ettiğim akıllı ve halkın içinde bir solcuydu. Polis, okulda aramalar yaptığında cüzdanını  “bizi tanıyorlar, bu cüzdanda ölüm orucundaki arkadaşlarla resimlerim falan var” deyip bana emanet ederdi. Faşist İşçi Patililerle kavga edip burnunu kırmıştı. Maalesef Roni Marguiles ve DSİP, Fikret Başkaya, EDP ve Erkan bu ülkenin solcularını temsil etmiyorlar. Onlar azınlıktalar ve Osmanlı’nın son günlerinden bu yana Sol-Sosyalist geleneğin Türkiye karakteristiğini bu insanlar oluşturmuyor. Keşke oluştursalardı.
Sahi Erkan nerdesin bir görüşelim ya, bu yazıyı okursan!
*CHP,DSP,İşçi Partisi gibi partileri hâlâ solcu sayan var mı bilmiyorum ama solculuğun teorisine göre bunlar sapına kadar muhafazakar partidir.
** AKP’li falan değilim. Oturduğum semtteki belediye başkanına uyuz olduğumdan dolayı verdiğim oyu saymazsak AKP’ye hiç oy vermedim.

Related Posts

Yazar Hakkında:

Henüz yorum yapılmamış+ Yorum Ekle

  • Şu TKP'nin ismine bakıp karar verneyelim. Bunun yüz yıllık TKP ile ilgisi yok.
    Bunlar; 12 eylül sonrası Nabi Yağcı'nın son başkanlığında TKP'nin kendini fershetmesi ile oluşan boşlukta, bu ismi kapan İP liler, yani Nasyonal Sosyalistler.
    Diğerlerine gelince çoğu Madanoğlundan öteye gidemeyen Asker goygoycuları.
    Kitleler bazında bir Sosyalist veya Komünist hareketin olmaması bu topraklar için büyük talihsizlik

  • DHKP-C'ye ne diyeceğiz. Hemen hemen hepsi hayırcı! Komünistlerin büyük bir çoğunluğu Kemalizm'le sorunu olsa bile ikinci derece sorunu olmuştur bugüne kadar. Tersi yok mudur kesinlikle vardır; ama yazıda da dediğim gibi Türkiye Sol hareketinin karakteristiğini etkileyemezler.

Yorum bırak