Eyl
16
2010

Türkiye’de Yazar Örgütleri Ne İşe Yarar? | Abdullah Şevki

Türkiye’de “Edebiyatçılar Derneği”, “Yazarlar Sendikası“ , “Yazarlar Birliği“ adı altında faaliyet gösteren örgütlerin ne işe yaradığı konusunda tereddüdü, eleştirisi olmayan yoktur herhalde yazarlar ve şairler arasında… Bu örgütler, kendi seçim ve aklanma (ibra) dönemlerinde ufak tefek haberlere konu olarak önde gelen gazetelerde, dergilerde yer alıyor, böylelikle kamu oyunun gündemine gelebiliyorlar. Edebiyatçı-yazar örgütlerinin yıl içinde yapılan etkinliklerinden de onları yönetenler ve yakın çevreleri dışında pek kimsenin haberi olamıyor. Adının ötesinde kanuoyunda etkili herhangi bir faaliyetine raslayamadığımız yazar, edebiyatçı örgütlerinde her yıl öne çıkan bir yazar veya şair ile onun çevresinde kümelenmiş grup önce kulisler yapıp, gerektiğinde kavga da ederek seçimi kazanınca, edebiyatçı örgütü bir süre için gündemden düşüp yeniden sessizliğe gömülüyor. En fazla, söz konusu seçim sonrasında, gazetelerde, yazın dergilerinde muhalif olan üyelerin eleştirel yazıları yayımlanıyor; iç dökmeler, ince, kalın hakaretler, serzenişler ve suçlamaları içeren.Ardından yine sessizlik…Ve bu “örgütlü kısır döngü”her yıl böylelikle sürüp gidiyor. İlgilenenlerin, gayret gösterip izleyen yazarların, kamuoyunun bildiği rutin gelişmeler olarak…


Toplumuzdaki sözünü ettiğim bu edebiyatçı, yazar örgütlerinin, tabelaları, üyeleri var; seçim yapıyorlar falan ama temelde “ne işe yarıyorlar” diye sormak gerekiyor yalın biçimde? Özgün edebiyatı, kültür sanayii olmayan ülkelerin edebıyat örgütleri de ancak bu kadar olabiliyor herhalde. Fazla bir şey beklememeliyiz anlaşılan. Bizi böyle düşündürmek istiyor da olabilir birileri. Burada hemen şunu sormak lazım: Siyasal tavrı, duyusu, eylemi olmayan bir yazar, edebiyatçı örgütü olabilir mi? Toplumda sivilleşme, demokrasiye taş atma çabaları, Kürt sorunu gibi çözümsüzlükler varken, edebiyatçı ve yazar örgütleri olanı biteni seyreder konumda şimdilerde. Mesela: Ermeni “soykırım”“ının tanınıp tanınmaması, tarihte böyle nitelendirilebilecek bir olayın olup olmadığı ya da nasıl olduğu konusunda yazarların bakış açısını derli toplu olrak açıklayamıyor kamuoyuna bildiğimiz yazar-edebiyatçı örgütlerinden biri. Işık tutamıyor bu kronik konuya. Tekel işçileri direnişine “kısık seesle” destek verme açıklaması yapılabiliyor; o kadar… Hanımlar lokali, briç kulübü, kuş seyretme derneği gibi edebiyatçı örgütü olabilir mi? Kimileri, yazdıkları yazılar, şiirler gibi üyesi olduğu ya da olmadığı ma izlediği edebiyatçı örgütünü politik bir organ olarak düşünemiyor. Oysa yeni kurulan bir gecekondunun toplumdaki konumu bile ertesi günden itibaren politiktir!.. Bir yazar örgütü birkaç bin üyelik tabela örgütü olmaktan başka ne işe yaratabilir? Hiç düşündünüz mü bu sorunun yanıtını? Hem sonra birtakım yurtdışı seyahatlere, temsilci kümelerine, davetlere “değişmeyen” yazarları şairleri her defasında kim seçiyor? Ben şeçilen bu adların çoğuna karşıyım mesela. Bir yazar olarak beni değil de kendilerini temsil ettiklerini düşünüyorum kimi seçilen, davetlere katılan yazarların. Ölçütler belirlenmeli bu konuda da…Hiç bir şey demokratik değil. Olamıyor da bu ülkede. Edebiyatçı örgütlerini kamuoyunda oluşmus kanaat bağlamında, jeton atılınca ya da düğmesine basılınca hizmet alınan üzerine ölü toprağı serpilmiş örgütler olmaktan çıkarmak için biz yazarlara düşen görevler var. Ne yapmalı? Enine boyuna, derinlemesine tartışılmalı bu konu edebiyat emek verenlerince.

Kapitalist bir piyasa ekonomisinde sanat ürünü de maddeleşmiş emek olarak piyasada değiş, yani mübadele ve kullanım değerine sahip bir metadır. Dolayısıyla sanatçı geçimini sağlamak için yarattığı üründen para kazanmalı, emeğinin karşılığını elde etmelidir. Oysa ülkemizde nedense sanat ürünü, sanatçı, yazar para verilmeden, bedava çalıştırılır, böylelikle hem yapıtı hemde kendi, yanı emeği yüzsüzce kullanılır. Kimse yerleşmiş, kemikleşmiş bu yanlış ve etik dışı davranış biçimine, apaçık sömürüye karşı çıkmaz. Birçok yazar “hele bir ünleneyim de, ondan sonar para kazanırım” stratejisini izler durur; ün de gelmez, ömür umutla yaza yaza biter. Öldükten sonra dikkatini çeken, inlenen ne çok yazar var toplumumuzda. Mirasçılara telif ödemek daha kolay geliyor herhalde yayıncılara… Yıllardır dergilerde herkes bedavaya yazıp, yapıtını kendi parasıyla bastırmıyor mu? Yazar, şair, günümüzün bu koşullarunda kitabını ekonomik ölçütlerle bastırıp, dağıtamıyor, tanıtamıyorsa, yazar örgütü aracılığıyla toplumla iletişim kuramıyor yayıncı şirketlerin, medya, holding ve bankaların insafına bırakıllıyorsa, bildiğimiz yazar örgütleri neden var, ne işe yarıyor? Neden edebiyatçı örgütü toplumda sanatın bir değeri olduğu, bu değerin parasal karşılığı olduğu anlayışını yaygınlaştırmaya çalışmıyor? Edebiyatçı örgütü bunu yapamaz çünkü sanatçının emeğini sömürenler tarafından yönetiliyor. Ben böyle düşünüyorum.

Farkında mısınız bilmem, holding, banka, gazeteci yazar ve şair grupları oluşmaya başladı. Bir de nasıl çıkış yapacağını düşünen, basılmak için dosyaları, ürünleri bekleyen taşra yazarları, desteksiz, maddi olanaksız kendi yağıyla kavrulan yazarlar, şairler… Yazar örgütlerininen azından bir radyosu, düzenli çıkan, belli kliklerin siyasi görüşünün hakim olmadığı bir kültür dergisi olamaz mı? Çağdaş bir kamusal örgüt için abartılı istekler midir bunlar? Yazar örgütünün bir misafirhanesi, küçük bir butik oteli, tatil köyü, küçük bir hastahanesi olmamalı mı? Ece Ayhan’ın durumunu hatırlayın. Elinde çanta sokaklarda dolaşıyordu… Keza Ankara’da Seyranbağları semtindeki bir huzur evinde ölen Enver Gökçe… Muhtaçsa yazara uygun biçimde yardım yapılmalı ve bu yardım “kurumsal” olabilmelidir. Yalnız yaşayan yazar, şairlerle uygun biçimde ilgilenilmeli, gerekiyorsa ölüsüne sahip çıkılarak defin işlemleri gerçekleştirilmeli, cesetler evin bir odasında çürümeye terk edilmemeli, günler sonra kötü kokular yayıldığında kapısı kırılan evinin yatak odasında bulunmamalıdır… Kimse bu duyarlı konularla gündeme getirip tartışmıyor,üzerinde düşünmüyor. Tartışsa, düşünse de bir gelişme olmuyor zaten. Her öneri “dilekler, temenniler” düzeyini aşamıyor bu ülkede. Yıllar öylece ve “tembel tembel” akıp gidiyor… Tekrar soruyorum: Yazar örgütleri ne işe yarıyor? Türkiye toplumunun hangi kesiminde olursa olsun bir örgütlenme sorunu var aslında. Sivil olamamaktan kaynaklanan… Bir de “Türkiye’de yaşayanlar örgütlenemez” gibi bir yaklaşım… Türkıye’deki edebiyatçı örgütlerinin en önemli sorunu, siyasi alanda bır etki unsuru, bir muhalefet olarak yerini alamaması, sesini duyuramaması, daha doğrusu birtakım adamların bu örgütlerin siyasi, sosyal kamuoyu oluşturacak açıklamalar yapmasını bilerek ve isteyerek engellemesidir. Etkisi olmayan bir iki açıklamave tepkiyi siyasi tavır ve eyşlem olarak kabul etmiyorum. Edebiyatçı ve yazar örgütlerinde yönetici ya da üyeler içinde, yazarlığı, şairliği kendinden menkul birtakım çevrelerce kullanılan, o çevrelerden emir alan adamlar, bu örgütlerin gelişmesini, gerektiği gibi çalışmasını bilinçli olarak engelliyor kanımca.

Tutucu edebiyat örgütleri, TYB örneğin, sağcı ve muhafazakar çizgideki bir edebiyat örgütü. Tutucu kesim, ögretilen resmi edebiyatın çizgisine hakim durumda. Sol ideolojinin yazarları, şairleri ürünleriyle okullara giremiyor. Okullarda öğretim konusu yapılamıyor genellikle. Bir iki ayrıksı yazar, şair olabilir. Buna karşın piyasada da sol hakim. Sürüp giden bu ideolojik karşıtlıktan bir şey çıkamıyor doğal olarak. Bu ülkenin edebiyat çevreleri, ideolojiyi aşıp ortak edebi-estetik konusunda anlaşamıyor, uzlaşamıyorlar en önce. Kanon oluşturamıyan, kanonik düşünemeyen bir edebiyat dünyamız ve yayıncılarımız var. Herkes her türde istediği gibi yazıyor. Yazarın, şairin tanımı var mı hepimizin bildiği, referans yaptığı. Yok!.. Neden yok? Herkesin yararlanacağı, literatüre, yasalara girebilecek derli toplu bir yazar tanımı yapılabilir oysa. Bu tanımıda edebiyat örgütleri yapabilir. Sağdaki edebiyat örgütlerü kendi içlerinde daha uyumlu, “dergah“ tipi bir örgitlenmeyle işlerini yürütüyorlar ama onların da genel kamuoyunda etkili oldukları söylenemez. Yılda bir iki ödül dağıtıyorlar, açıklamalar yapıyorlar o kadar…

Yazarlar, şairler gibi toplumun en duyarlı ve entelektüel kesimlerini bünyesinde toplamış bir edebiyatçı-yazar örgütünün siyasal tavrının oluşmaması için elden gelen yapılıyor. Vurguladığım gibi bizdeki edebiyat ve yazar örgütlerinin başına özellikle dışarıdan kontrol edilebilen, örgütü sorun çıkartmayacak biçimde, yanı “militanca” yönetmeyecek, iktidara, hakim sınıflara karşı tavır almayacak “solcu ama aslında dönek nitelikli” ılımlı adamlar seçiliyor, bu adamlarda seçildikleri örgütü, örneklerini gördüğümüz bildiğimiz tabela örgütü haline dönüştürüyor ve yerinden kıpırdatmıyor. Konu basitçe böyle. Edebiyat, sanat, radıkal bir konu ne de olsa; ele avuca sığmayabiliyor… Bu yüzden, geçmişten günümüze bizde Kültür Bakanlığı’ndan çok İçişleri Bakanlığı’nı, Emniyet Genel Müdürlüğü’nü ilgilendiren edebiyatın, edebiyatçılarının etkin biçimde örgütlenip kamuoyunda sesini duyurması, yükseltmesi pek istenilmiyor. Edebiyatçı örgütlerinin günümüzdeki pasifliğinin nedenlerinden en önemlisi bu olabilir.

Yazının tamamına Fayrap dergisinin Ağustos 2010 tarihli 30.sayısından ulaşılabilir.

1 Yorum+ Yorum Ekle

  • Edebiyat satılabilir mi?Satın alınabilir mi?Edebiyat olmayan edebiyat'ı anlayabilir mi?Anlatabilir mi?

    Ölümünden sonra da bilinmek güzeldir!Geriye miras bırakabilmek çok güzel!Ya buda olmassaydı?

Yorum bırak