Eki
7
2010

Teneke

Teneke, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir taşra kasabasında, eşraf-halk-bürokrasi üçgeninde cereyan eden bir mücadelenin romanıdır. Yaşar Kemal, Teneke’de dönemin sosyal dokusunu ve taşradaki güç ilişkilerini çeltik tarlaları etrafında dönen çatışma ekseninde anlatır. Roman, emekliliğine bir buçuk yıl kalmış ve başına iş açmamak için etliye sütlüye karışmamayı tercih eden Kaymakam Vekili Resul Efendi’nin sıkıntılarıyla başlar. Çeltik ekimi zamanı gelmiştir. Eşraf, ruhsat için kendisini sıkıştırıp durmaktadır. Hemen hepsi kanuni şartları taşımayan arazilere ruhsat verse binlerce insanın, çoluk çocuk demeden sıtmadan ölmesine sebep olacaktır; vermese nice kaymakamı ardından teneke çaldırarak yerinden etmiş olan eşraf emekliliğine az süre kalmış Resul Efendi’ye neler yapmayacaktır! Bir gün mektepten yeni çıkmış bir kaymakamın görev emri kasabaya ulaşınca buna en çok Resul Efendi sevinir.

Genç Kaymakam Yaşlı Eşraf’a karşı!

Eşraf, gelin arabası gibi süsledikleri otomobilleriyle istasyona gider ve genç Kaymakam Fikret Irmaklı’ya şaşalı bir karşılama yapar. Gösterilen teveccühe şaşıran Kaymakam’ın onuruna gece kulüpte güzel bir ziyafet de verilir. Kaymakam’ın etrafını kuşatan ağalar ve beyler, apar topar kurulan komisyondan ruhsatlarını da çıkarırlar. Fırsatçılık öyle bir noktaya varmıştır ki, Okçuoğlu Mustafa Bey, koca bir köyün çeltik tarlaları arasında suya, çamura gömülmesine ve sıtmadan mahvolmasına yol açacak bir ruhsat dahi komisyondan geçirilebilmiştir.

Her şeyden habersiz olan Kaymakam’ın gözünü önce Resul Efendi açar. Kendisini ele vermemesi şartıyla her şeyi bir bir anlatır. Çeltik Kanunu’nu da önüne koyar. Akabinde evleri Okçuoğlu’nun bir gece ansızın suyu salıvermesiyle çamura gömülen Sazlıdere köylüleri perişan bir halde Kaymakamlığa varıp başlarına gelenleri protesto eder. Fikret Irmaklı, geldiği düştüğü tuzağı görür ve tüm eşrafı karşısına alma pahasına tüm ruhsatları iptal eder.

Eşraf, Kaymakam’ı aracılarla, rüşvetle kandırmaya, ölüm tehditleriyle yıldırmaya çalışır. Ankara’ya ise hakkında her gün asılsız dilekçeler gönderilmeye başlar. Kaymakam ise köylüleri eşrafa ezdirmemek için mücadele ederken, Ankara’nın doğrusunu yaptığı için kendisine sahip çıkacağını düşünür. Çeltiğin sulanması için vakit ilerlemekte, tarlalarına su veremeyen ağalar, beyler her geçen gün büyük bir zarara, kimisi iflasa doğru gittikçe hınçları ve öfkeleri de kabarmaktadır. Köylü ise yıllardır çektiği eziyetin hafiflemesinden memnundur. Fakat bu uzun sürmez. Ankara’ya giden eşraf heyeti sonunda emeline ulaşır ve Kaymakam’ın Kağızman’a sürgün tayini çıkar. Eşraf, Kaymakam’ın otomobilinin ardından teneke çaldırırken; Kaymakam’ın yoluna yetişen Sazlıdere Köyü’nden Kürt Memed Ali’nin uğurlaması, Fikret Irmaklı’ya güç verir.

Dikkate değer bir arka plan

Teneke’de dönemin Çukurova’sı ve taşra insanları coğrafi, siyasi, kültürel ve ekonomik bir arka plan eşliğinde gözler önüne seriliyor. Roman, ezen-ezilen arasındaki güç ilişkileri ile zenginlerin bürokrasi üzerindeki etkinliğini yalın ve çarpıcı bir gerçeklikte sunarken; Yaşar Kemal de bir sanatçı olarak zamanına ve toplumuna tanıklığını zengin bir anlatımla gerçekleştirmiş oluyor. Sanatçı olarak toplumsal gerçekliği göze sokmak yerine farklı göstergelerle ortaya koyan Yaşar Kemal, dönemin yaşanmışlığına dair birçok duruma da işaret ediyor.

Örneğin roman boyunca eşrafın tek parti bürokrasisiyle işini yürütmek için resmi egemen söyleme “mukaddes vatan, aziz millet, Milli Mücadele, milli mahsül, vatani mahsül, partimiz, ordumuz, vatansever kutsal idareciler” gibi kavramlarla ya da “Ah Atatürk ölmeseydi” gibi cümlelerle başvurduğunu, böylece devlet nezdinde önce resmi ideolojiye sonra dini söyleme meşrulaştırma için başvurduğunu görüyoruz. Köylü ise öncelik sıralamasında dini söyleme ilk sıraya yer verirken, sorunların çözümünde Ankara’yı da son çare olarak görüyor. Bu süreçte nüfuzunu ve ekonomik gücünü kullanarak örgütsüz halk üzerinde baskı kuran eşraf, her seferinde amacına ulaşarak işini yürütebilirken; halk ise onca olumsuz tecrübeye rağmen çözümü çaresizce Ankara’da aramaya devam edebiliyor.
Romanda Kürt sorunu da çeşitli göndermelerle karşımıza çıkıyor. Af sonrası eşkıyalığı bırakarak Sazlıdere köyüne yerleşen Memed Ali, eşraf tarafından Kaymakam’a ve halka “Eşkıya, deli, deyyus, nankör” gibi sıfatlarla şikâyet ediliyor. Üçüncü bölümde Okçuoğlu, köyün sular altında kalmasına razı olmayan köylülere kızarken başka bölümlerde de aynı minvalde karşımıza çıkan şu ifadeleri dikkat çekiyor:
“Hiçbir şey değil de, Kürt Memed Ali’nin lafları deli ediyor… Bu dil bilmez Kürt de bir Allah’ın belası… Bilmem ta nereden gel de söz sahibi ol Çukurova’da… Aahh hükümet! Kürt, ayağını mercimek kütüğüne dayamış, olmaz da olmaz diyor!”

Eşraf, bu dil bilmezliği ve sonradan göçmüşlüğü diline dolarken, köylünün arasında ise herhangi bir Kürtlük Türklük kavgası gündem olmuyor. Ayrıca önce Kaymakamlık önündeki protesto için sonra da köye su verilen bendin başını tutmak için Zeyno kadının yaptığı çağrılara Memed Ali’nin destek vermesi de dikkat çekiyor. Yine Memed Ali’nin sorunlar karşısında her defasında “Ganun vardır, hökümet vardır” şeklindeki yaklaşımı ilginç bir tablo oluştururken; kanunun ve hükümetin romanın sonunda bir kez daha ezenlerden yana karar vermesi ise sorunlar karşısında insanların neden farklı çarelere başvurduğu konusunda sanki bir ipucu veriyor.

İstanbul’dan gelen genç Kaymakam’ın, taşranın düzenini değiştirmeye çalışırken kendisinin yerinin değiştirilmesiyle sonuçlanan hikâyesinde Ankara, bürokrasinin merkezi olarak yer alıyor. Ve halkın gücü Ankara’ya gitmeye yetmediği gibi, Ankara da her defasında ayağına kadar gelip sadakat gösterileri yaparak menfaat elde eden eşrafla işbirliği yapma yoluna gidiyor. Böylece eski düzenden yeni bir düzene de geçilse de aslında değişimin kabuktan öteye geçmediği anlaşılıyor.

Yaşar Kemal ise bu süreci çeltik üreticilerine karşı köylülerle birlikte mücadele veren ama kavgayı Ankara’da kaybeden genç bir kaymakamın hikayesi üzerinden çarpıcı bir şekilde anlatarak, okura karşı tanıklık sorumluluğunu başarılı bir romanla yerine getirmiş oluyor.

Yazar Hakkında:

Yorum bırak