Tem
31
2012

ormana düştük

 

 

kırka yakın öğrenci ile antalyanın yolunu tutuyoruz yaşları ufak. çeşit çeşit ailelere sahip hepsi de. denize yakın bir ormanda sahile beş dakika yürüyüş mesafesinde iki gece üç gün geçireceğiz. çadırları kurmaya başlıyor erkekler. karnımız açlıktan yapışmak üzere. çadırlara yerleşelim de bir an önce kahvaltıyı hazırlayalım. çocuklar şuan da tepkisizler, zannedersem etraflarına alışmaya çalışıyorlar yüzlerinden endişeli oldukları okunuyor. muhtemel karşılaşacakları şeyleri öncesinde anlatmamıza rağmen, akıllarına takılanlar var. her kez de bir yorgunluk seziliyor. şoför tüm eşyalarımızı indirip otobüsünü gölgeye çektikten sonra ıspartaya dönmek için kamp yerinden ayrıldı. daha bir güvensizlik sardı etrafı o gidince sanki. öyledir ya karanlıkta yorganın altında güvende hissederiz sanki bir yorganın kollayıcılığı nedir ki? haşlanmış yumurta, zeytin, peynir birde çay demliyoruz. açık havaya iyi gidiyor hepsi. çocuklar hasırlara uzanmış denize gireceğimiz saati bekliyorlar. etraflarına karşı ilgisizler. biz ise hala yerleşmeye çalışıyoruz. büyüklerin işi öyle hemen bitmez.

yakıcı bir sıcak. sahil. biraz eğlence. denizin tuzlu olduğundan şikayet ediyorlar. kamp yerine döndüğümüzde etrafını hasırlarla sardığımız duş yerine sırayla giriyoruz. kuyudan çektiğimiz sular buz gibi. tuvalet ise köy usulü. toprağı kazdılar ve hepsi bu. halk plajları “bize göre” olmadığından ıssız bir yerde olduğumuzu, böyle yerlerin de bakımsız bırakıldığını anlatmaya çalışıyorum. oflanmalar sızlanmalar başladı bile. akşam yemeğini beklemek üzere hasıra yayılıyorlar yine. hiç birinin hiçbir şeye tahammülü yok. ufak tefek meselelerle sataşmaya kavgaya yatkınlar. büyükmüş küçükmüş umurlarında değil. kızgınlar her şeye. mangal da tavuk yapıyoruz. sıraya giriyorlar küçükten büyüğe ekmek aralarını dolduruyorlar. büyükler bunun haksızlık olduğunu söylüyorlar. karınlarımız doydu şükür. hava kararmaya başlıyor. abdest kuyruğuna giriyoruz. karanlık iyice bastırırken çocuklar hala oturuyorlar. bir kıpırtı yok. epey koyulaşan havada ormandaki tüm böceklerin sesleri iyiden iyiye artıyor. çadırların etrafına kükürtte döksek böceklerden endişeliler. tüm sıkı tedbirler alındıktan sonra yatmaya gidiyoruz. çadırların ağzı açık bırakılmayacak. yatmadan yatak ve çarşaflar silkelenecek. Issız bir ormanda ilk gecemiz. ertesi gün kızlar daha bir yayılıyorlar hasıra yemek, deniz, abdest, duş rutinleşiyor. bir ormanda olduklarının farkına şikayetleri ile varıyorlar sadece. hiç biri bir ağacın yanına yaklaşıp üzerine çıkmaya yeltenmedi. kozalak toplama yarışı akıllarına bile gelmedi. çelik çömleği bilmiyorlar bile. çamurlarla oynamayı da akıl edemediler. o kadar ağacın arasında, gece karanlığında, saklambaç oynanmaz mıydı? kovalamaca? yerden yüksek? sonra zevk alınacak anlamsız bir sürü oyun? hayır. altmış yaşındaki nene gibi davranıp sızlanmayı kavga etmeyi seçtiler. yıldız sayma yarışına girmediler. şarkı söylemediler. yerler de yuvarlanmadılar. denizden çıkmamak için direnmediler. bağıra çağıra gülmediler. seslerimiz yankılanıyor mu acaba diye denemediler. deniz kumu toplamadılar.

bir onlara baktım bir de düşündüm sonra ansızın nasıl çocuksunuz siz ya dedim hiç, hiç bir şey yapmıyorsunuz. önemsemediler. sustular. vereceksin bir televizyon bir de bilgisayar senden iyisi yok valla.

tuba kaplan

Yazar Hakkında: Tuba Kaplan

2 Yorumlar+ Yorum Ekle

  • kaynak suları gibi temiz, berrak bir yazı. ellerinize sağlık tuba kaplan.

  • Uyumadan önce iyi bir şeyler okuyayım dedim, tabi ki aklıma önce Tasfiye geldi. İtiraf ediyorum bazen bu sıra Yordam’dan yana bozuluyor :)

    İyi ki bu kararı vermişim. Güzel yazmışsınız, insanı okumaya hatta daha da kışkırtıp yazmaya iten sade, temiz bir yazı. Elinize sağlık…

Yorum bırak