Nis
15
2020

Kim O? – Ayşe Yaren Altıntaş

 

Zulüm dolu şehirlerin gülen yüzüyüm ben. Bombaların altında güneşi görmeye çalışan çocuğun kanlanmış,  kamaşık gözleri.

Otuz üç seneden sonra her yerde, her şeye karşı, şu vâsi denize, duradur ufuklara karşı yapayalnız kalan Samipaşazade Sezai’yi teselli edenim. Mecnûn, çöllerde Leyla’sız kalınca ona sahip çıkanım. Hazret-i Ali’yle Hayber’i kuşatanım ben. Deli Dumrul’u Azrail’e şikâyet edenim. Kaygusuz Abdal’ın sitem ettiği sofi-î sâluslara kızanım. Zalimlere ebabil, Özel’e göre ise “Aynı Adam!”

Alp Er Tunga’nın Hakk’ın rahmetine kavuşmasının ardından yeryüzüne ağıtlar yağdıran değilim belki ama Tanpınar’ın mor aydınlıktaki çınarıyım, o hiç dinmeyen rüzgârda. Ve ben Dante’nin arafındayım bazen. O herhangi bir yere dökülmeyen dereyim, Pakdil’in Kudüs’ünü selamlarken.

Çamlıbel’in çoban çeşmesinde buluşanım Fuzûlî’nin gazeliyle. Köroğlu’yumdur elbet, Bolu Beyinin karşısında? Çukurova bayramlığın giyerken bakanım ona Karacaoğlan gözüyle.

Gogol’un paltosunu sırtlayanım bazen. Dostoyevski’nin ezilenleri fakat aynı zamanda Yurdakul’un en hakir insanı bile kardeş sayan ruhuyum. Mustafa Kutlu’nun mollası,  Aslı’yla Kerem’in aslını arayanım.

Titanik batarken insanları neşelendirmek için çalgılar çalanım. Ve şüphesiz ben, dünya birinci büyük savaşa hazırlanırken her zamanki umutlu tavrımla düzlüklerde dolaşan o Moğol şamanıyım. Ne de güzelim/güzeldim ben…

Asırlardır gezdim, gördüm ve çare oldum.

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memlekete geldim sonunda ben de aynı hızla.  Yoruldum fakat yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı vardı.

Yok etmek istedim insanın insana kulluğunu… Bundandır kendini ilah gören Deli Dumrul’u tanıştırmam Azrail ile!

İnsanlara içlerinde bir vicdan bulunduğunu göstermeye çalıştım… Tuttum elinden çöllerde yalnız kalan Mecnûn’un, sahip çıktım Samipaşazade’ye bundan.

Ama bütün zamanlarda insandan saymadığım gösterişçi ve ikiyüzlüleri oldu… Bu yüzden ben de sitem ederim Kaygusuz Abdal gibi sofi-yi sâluslara.

Eylemsiz kaldığım anlarda bile bir şeyler anlatıyordum insanlığa… Neden hiçbir yere dökülmeyen dereydim, neden sığamıyordum yeryüzüne? Belki de bir mülteci dereydim.

İnandığım şeyler vardı. Yol arkadaşım Allah idi. Ve ben, Allah’la birlikte yola çıkanlarla zafer kazandım… Bu yüzden kuşattım Hayber’i Ali ile haykırdım Yurdakul gibi ve savaştım Özel’in Aynı Adam’ı ile aynı safta!

İnançtan beslenerek ruhumu büyüttüm ve sığmadı ruhum şimdiki zamana; taştı, taştı ve evrenselleşti. Taştı, taştı da asırlara yayıldı. Ve benim ruhum, farklı zamanlarda ortak derdi ve amacı olan insanların ortak ruhu oldu…

Fakat gün geçtikçe yok oluyorum. Çünkü şu an ben, yaratıcıdan değil zalimlerin yenilmez füzelerinden korkulan bir çağdayım. Yirmi birinci yüzyıldayım!

Kapı çalıyor.

“Kim o?”

 

 

 

 

Yazar Hakkında: Özgür Sahne

1 Yorum+ Yorum Ekle

  • Elinizi sağlık, çoşkulu bir metin olmuş.

Yorum bırak