Ağu
6
2010

Calvino ile Erdem Bayazıt Aynı Mevzide | Enes Malikoğlu

Direnen edebiyat mottosuyla çıkan Tasfiye, 25. sayısıyla kitapçı raflarında. Yerel kaygılarla Tokat’ta başlayan serüven 6. yılında sağlam adımlarla devam ediyor. Metropollerde yaşayan dirençli edebiyatçıların da katılımıyla yerellikten bir adım daha öteyi, ulusal bir dergi ve edebiyat ortamında etkin bir ses olmayı hedef edinmiş bir dergi artık Tasfiye.
Şair, öykücü, sendikacı, öğretmen, aktivist, sivil itaatsizlik sembolü, zulmün kol gezdiği her noktada elinden geldiğince eylem adamı olan Ahmet Örs, mevcut edebiyat piyasası başta olmak üzere her türlü kokuşmuş ortama başkaldırı bildirisi haline dönüştürdü Tasfiye’yi.

Tasfiye’yi diğer dergilerden ayıran en büyük özellik -belki de- içindeki her yazının hayatın içinden ve elle tutulabilir olması. Uzun soluklu tartışmaların ve edebiyat piyasasının ahvâline ilişkin Kur’an merkezli kuşatıcı tespitlerin yanı sıra gündemde olan bitenler de Tasfiye’nin sayfalarında kendisine karşılık bulabiliyor. Hayalî, sanal ve insan fıtratında karşılığı olmayan hiçbir şeyi bulmak mümkün değil Tasfiye’de. Kürt Sorunu, darbeciler, cumhuriyet tarihinin hala sıcaklığını koruyan devlet cinayetleri hatta bir kadının kamyoncu olan eşine olan aşkı… Tavizsiz devrimci tavrının yanında aşk da mevcut dolayısıyla Sabiha Çimen’in Yol öyküsünde.

Derginin giriş yazısı Abdülaziz Tantik’in kaleminden: “İslamcılık ve Edebiyat”. Yazı, uzun ve çetrefilli bir konuyu yeniden tartışmaya açıyor. Edebiyata saplanıp düşünsel ve ideolojik perspektiften mahrum olmak ya da edebiyattan ve sanattan mahrum kalıp kuru bir siyasal söyleme hapsolmak. Bu sorun sadece “Başka bir dünya mümkün!” diyen edebiyatçıların çabalarıyla aşılabilir. Siyasal bir akım olarak İslamcılığın edebiyatla ilişkisini tarihsel açıdan değerlendiren Abdülaziz Tantik’in söyledikleri gerçekten üzerinde durmaya, düşünmeye, fıkh etmeye değer: “İslamcı düşüncenin farklı eğilimleri olduğu ve bu eğilimlerin çoğu kez kesiştiğini de söyleyebilirim. Hatta çoğu kez iç içe de sayılabilir. Edebiyat ve Siyaset ikiliği de öyledir. Hayat içinde bunları birbirinden ayırmak mümkün görünmemektedir. Burada sadece baskın karakterden bahsedebiliriz. Eğer hayat karşısında bütünlüklü ve tutarlı bir yaklaşım geliştirilecekse bu edebiyat ve siyasetin aynı bağlam içinde kavranılmasında yatacaktır. Yalnız bugüne kadar ortaya konan tavrın bunu sağlaması biraz zor görünmektedir. Yine de bu zorluk aşılabilir bir durumdur. Yeter ki edebiyat veya siyasete yakın duranların hangisine yakınsa diğerini tamamen devre dışı bırakma arzusunu gemleyebilsin!” Dilerim bu sözler, Türkiye İslamcılığının önünde duran ve aşılması zarurî bir konu olan edebiyat-ideoloji çatışmasının gerçekçi bir biçimde yeniden değerlendirilebilmesine imkân sağlar.

Öyküler ve şiirler göz doldururken bu sayıda iki isim öne çıkıyor: Italo Calvino ve Erdem Bayazıt. Erdem Bayazıt’ın “Sürüp Gelen Çağlardan” şiiri Tasfiye’nin sayfalarını tüm tazeliğiyle dolduruyor. Geçtiğimiz sene bu günlerde kaybettiğimiz şairin, merkezine İslamî duyarlılığı koyan edebî üretimine sahip çıkıyor dergi. Ahmet Örs, Erdem Bayazıt şiirinin günümüzde tazeliğini nasıl koruduğunu bize resmediyor. Örs, uzun değerlendirme yazısını şöyle bitiriyor: “Erdem Bayazıt’ın edebiyat çevrelerinde genel kabul gören kişilik ve sanatçılığına rağmen şiirindeki net ve cesur İslami duruşu her nedense pek vurgulanmaz. Takipçi ve sevenleri yukarıda da belirttiğimiz gibi karşıt olmayı ancak anarşizmin bir kopyası kadar, herhangi bir öneri ve ideolojiyi insanlığın önüne sunmayacak bir sığlıkta yapmakta ya da tasavvufun dinginliğini tercih etmektedirler. Onun söylemi ise diri, mücadeleci bir sesin üzerine oturmakta ve kimliğini büyük bir gururla bütün insanlığın kurtuluşu için haykırmaktadır”

Dergide İtalyan edebiyatının önemli isimlerinden Italo Calvino ile ilgili ufak çapta bir dosya yer alıyor. 1923 doğumlu Calvino, İkinci Dünya Savaşı sırasında partizanlarla birlikte Alplerde faşistlerle savaşmış. Edebiyatı ideolojik kimliğinin bir boyutu olarak gören, devrimci bir anlayışla yazan, “yazarak direnen” bu önemli ismin hayatını özetleyen bir kronoloji ve Şehmuz Kurt’un tarafından Türkçeye çevirilen “Kütüphanede Bir General” öyküsünün yanı sıra, yazarın 1950-60 yılları arasında kaleme aldığı Atalarımız başlıklı üçlemeyi tahlil eden bir yazı da var. “Kütüphanede Bir General”, kitaplardaki asker karşıtı düşüncelerden kurtulmak isteyen bir bölüğün öyküsü. General Fadina’nın ve arkadaşlarının düşünsel uyanışlarını anlatan öykü, Calvino’nun yeni gerçekçi edebiyat anlayışıyla yazdığı öykülerin güzel bir örneği.

Muhafazakârlık ve sağcılıkla ilgili ard arda yazılan iki yazı -“Modern Bir Düşünce Olarak Muhafazakârlık” ve “Sağcılığın Anatomisi” -konuyu Türkiye ve dünya çapında değerlendiren akademik sayılabilecek seviyede yazılar. Özellikle Ömer Faruk Karagüzel’in yazısı üzerinde durmak gerekiyor. Muhafazakârlığın Batı düşüncesinde hangi şartlar içinde neşet ettiğini ele alan Karagüzel; Edmund Burke, Louis de Bonald, Joseph de Maistre, Hugues Felicite de Lommennais, François Rene de Chateaubriand, Justus Möser, Adam Müler, Friedrich Carl von Saugny, Johannes von Müler gibi muhafazakâr düşünürlerin temel savunularının genel bir çerçevesini çiziyor, farklı muhafazakârlık biçimlerinin bir özetini sunuyor ve Türkiye’deki süreci de bu perspektiften tahlil ediyor.

Tasfiye’nin bu sayısında şiir ve öykü yoğunluğu dikkati çekiyor. Dergi sayfalarında ilk kez bir şiiri ile yer alan şair ve romancı Ümit Aktaş’ın “Anne” isimli şiirinin yanı sıra; Mahmut Yavuz, Serdar Bülent Yılmaz, Şahin Gürçay, Bünyamin Doğruer ve Özhan Uçan’ın da bu sayıda şiirleri bulunuyor. Özhan Uçan’ın “Un” adlı şiiri anılmaya değer:
Ölüyorduk
ölüyorduk ve Birleşmiş Milletler sadece
UN gönderiyordu

Şehmuz Kurt ise dağların şiirini yazmış. Eyyafyallayöküll’ün, Tai Mo’nun, Süphan’ın, Reşko’nun, Gudjohansen’in, Björg’ün zirvelerine çıkıp okunması gereken bir şiir “Dağdan Dağa”. İlk şiiri “Fa, Sol, İsyan!” ile derginin 24.sayısında görülen Şahin Gürçay ise yine iddialı bir şiirle karşımızda. “Türk! Öğün. Çalış. Güven..” tok sesle söylenmiş bir şiir: “Demokrasi eşittir özgürlükse eğer, /Asker eşittir ünlem! / Hak eşittir soru işareti?” Serdar Bülent Yılmaz, taş atan TMK mağduru çocukların dilsiz olmadıklarını haykırıyor: “hangisi daha İsrail’dir; / cumhuriyetiniz mi bayım? / yoksa / cumhuriyetiniz mi?”

Ahmet Örs, Caner Arslan, Hafsa Esen, Kevser Beyazyüz, Sabiha Çimen bu sayının öykücüleri. “Türkiye’de öykücülük kadınların tekeline girdi” iddiası sanki Tasfiye’nin bu sayısında kanıtlanmış gibi görünüyor. Ustalıkla yazılmış, okuyanı anlatılan hikâyenin içine çeken etkileyici bir ton var öykülerde. Ahmet Örs’ün öyküsü ise dalları darağacı olarak kullanılan ve birçok mazlumun katline şahit olan bir ağacın dilinden anlatılmış olması bakımından dikkat çekici.

Tasfiye’nin bu sayısında önceki sayılarına kıyasla daha fazla değerlendirme yazısı mevcut. Birhan Keskin’in, Cevat Akkanat’ın, Halil İnalcık’ın, Cihan Aktaş’ın, Ünsal Ünlü’nün kitaplarını değerlendirme ve eleştiri yazılarını bu sayıda görmek mümkün. Birhan Keskin’in Soğuk Kazı’sı şiirin popüler kültürün metası hâline gelmesi bağlamında ele alınıyor. Cevat Akkanat’ın Edebiyat Hayat Memat adlı eleştiri kitabını ve Ünsal Ünlü’nün ilk şiir kitabı Savaşlar Kararında’yı Mustafa Özeke değerlendirmiş. Alaattin Uras ise açılım politikaları ile devlet söylemini dahi etkileyen yeni bir dilin, Kardeşliğin Dili’nin Cihan Aktaş tarafından Taraf gazetesinde tutulan kayıtlarını masaya yatırıyor. Eleştiri olmadan ciddiyet olmaz. Tasfiye bu sayısıyla denemenin romantizmine karşı eleştirinin ciddi ve gerçekçi tarafında durduğunu gösteriyor.

Sacide Uras’ın Mavi Marmara direnişini anlatan yazısı, 31 Mayıs günü gerçekleşen alçak baskına doğru bir zaman yolculuğuna çıkarıyor okuru. Kevser Çakır’ın dedesiyle ilgili anısı da dergideki en ilgi çekici, samimi metinlerden. Çetin Yıldırım, Zile’de yaşanan bir zulümden söz ediyor. Mehmet Sacit, anılarının dergide yayınlanan on yedinci bölümünde Kürt sorunu ile ilk karşılaşmasını anlatıyor. Adnan Akan’ın Camus’dan hareketle yazdığı ve bunalım psikolojisini değerlendirdiği yazısı da üzerinde durulması gereken bir meseleyi, varoluşçu felsefe/edebiyatın insana çözüm sunamayan ve onu iğdiş eden mantığını ele alıyor. Halit Alper Şimşek, Süleyman Ceran ve Mustafa Kıyak bu sayının sinema yazarları. Derginin son sayfalarında yer alan dizin ise derginin 1 ile 25.sayıları arasında yayınlanan bütün yazı, şiir ve öykülerin bir dökümünü sunuyor. Derginin uzun soluklu yürüyüşünün verimlerini ortaya koyması bakımından kıymetli olan bu dizini incelediğimizde, dergiyi sürükleyen isimleri ve dergide şimdiye kadar gündemleştirilen konuları, isimleri, kitapları açıkça görebiliyoruz. Uzun soluklu bir çalışmanın sonucu ortaya çıkan 25. sayının hemen ardından eğitim başlıklı 26. sayı çalışmaları başladığını bildirmekte fayda var. Katılmak isteyen herkese derginin kapıları sonuna kadar açık. (İletişim: tasfiyedergisi@gmail.com)

ÖZGÜN DURUŞ GAZETESİ

Yorum bırak