May
29
2012

biz ne dakikalar eskittik resmiyetin dilinden… seninle bir dakika, umutlandırıyor beni, bir dakika siliyor canım, yılların özlemini!?

beni endişelendiren her şeyin alternatifini ve yeşilini arayan ve mutlaka bulan islamcılarımızın bu olaydan da kendilerine pay çıkaracak olabilme ihtimali. doğum günü pastasını tuttuk peygambere kestik, ah iyi ki doğdun ya resulallah hadi üfle mumları, tövbe estağfurullah! yetmedi geçen gün şahid oldum peygambere nüfus cüzdanı çıkartmışlar, hay allah pasaport, ehliyet, kredi kartı diye devam eder bu iş herhâlde. bir dernek basar, altına logoyu asar dağıtır yedi mahalleye.. ne güzel hizmet hem kendi adını duyurur hem peygamberinkini.. efem bugün onca insana ulaştık,, düşüne biliyor musunuz kaç bin adam peygamberini hatırladı ya hu, büyük hizmet büyük…

nereye geliyorum,, on dokuz mayısta karışan ortalık ataya saygı duruşunda bulunulması gerektiğini ısrarla dillendiren bir gurup, azınlık. resmi törenler, bayraklar, marşlar hepimizde büyük yorgunluğu hatırlatan devleti kutsala zorla yamama çabaları. buralara girmeden evvel bizimkilerde bu yüzden bağırıp çağırmaya başlamaz inşallah, peygambere de saygı duruşu isteriz diye, olur mu olur.. gerçi “kutlu” doğumların yapıldığı salonlarda başlangıç saygı duruşuyla açılmıyor değil, ancak şimdilik programa yönelik bu sebebini kestiremediğim resmi uygulama, hiç olmazsa yönünü şaşırmasa bari..

..

milli eğitim bakanlığı bayrak törenleri yönergesi, sizce kaç başlıkta konuyu toparlar: İki bayrak direği bulunan okullarda bayrak töreni, Seyyar direkli Bayrak ile yapılan bayrak töreni, on Kasım’da yapılacak bayrak töreni ,Törenlerde kullanılacak Bayrağın katlanması ve saklanması, Belirli gün ve haftalarda bayrak töreni ,Hüküm bulunmayan hâller.. benim başım döndü. şu yasaların ayrıntıya boğulup da anlamsızlaştığı gerçeği..

girişe bakılacak olursa mesele derin ve fena önemli. ortada bir devlet, bir bayrak, bir saygı var sonuçta!

taksim’de ondokuz mayıs kutlamalarında saygı duruşunda bulunulmadan direkt istiklal marşına girilmesi dsplilerin sinir krizlerine girmelerine ve akabinde tören alanında çeşitli tatsızlıklar çıkartmalarına sebep olurken, kaldı mı hala bunlarda ya hu diye insanın aklına gelmiyor değil. “atatürk’e saygı istiyoruz” diyerek sinir krizine geçiren bayanın zihnine girmeyi onu anlayabilmeyi gerçekten isterdim, yazık. allah akıl fikir her neyse

çalan sirenler, duran arabalar, yürümeyen yayalar, mecburi bir dakikalık mola. ilginç bir fetişizm. torunlarımızın belki yıllar sonra ki kuşağın asla anlayamayacağı bir uygulama. işin doğrusu, bunun saygıyla alakasını kestiremiyorum. ölülere saygıyla durağanlığın felsefi bir beşinci boyutu var herhâlde ben anlayamıyorum yalnızca(!). burası gayet efsunlaştı, sır kapısı aralanacak birazdan! anneciğimm,

olayı dramatize eden kemalistlere gelince, atanıza saygı bir dakikada mı hallolacak? tartışmalara girmeden önce bunu düşünmeniz gerek. bayrak tepede sallanınca devletini tam bağımsız sanan gafillerle aynı paydada buluşmak tamda bu olsa gerek. bu ufak simgelere kallavi derecede önem atfedebilme yeteneği yurdum insanına nereden bulaşmış bilmiyorum, alın size ulus devletinin patolojik bir sonucu, ne illet bir şeymişsin sen ya hu düş yakamızdan artık!,

evet tam olarak pireyi deve yapmak kastettiğim. birileri açıkça söylesin şunlara sorun bir dakika değil. iki dakika olsa da, üç dakika olsa da karşıyım arkadaş var mı itirazın! insana saygıyı heykel önünde kıpırtısız durarak devletçe belirlenmiş ölçüleri takınarak mı gerçekleştireceğiz. imdat valla imdat!

baskı ve sindirilmişlik. küçük devletlerin halklarının üzerindeki hakimiyeti falan uzunca konuşulacak olayın sosyolojik boyutu. stk ların memur ve asker havasında her programdan önce yaptığı saygı duruşları var bir de tabi, bu da başka facia. sonra altan tanın meclisi terki. bdpnin nevruz etkinliğinde sunucunun, öldürülen pkk mensuplarını kast ederek, ‘şimdi tüm halkımızı kürdistan şehitleri için 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyoruz’ demesi, herkesin kutsalı ayrı sonuçta, sonra değişen fotoğraf kareleri de var tabi örneğin “ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok.” (12.5.1994 Hürriyet) diyen erdoğanın şimdilerde anıtkabirdeki resmi trajik çelişkisi, olayın islami boyutu.. bir fetva sitesinde islamda böyle bir şeyin olmadığı, bunun tapınmaya girdiğini, şirke düşüleceğini falan söyleyip türkiyedeki uygulamanın tapınma amaçlı olmadığından sorun teşkil edemeyeceği vurgulanmış..” ne mucize ne efsun ne örümcek ne yosun çankaya yeter bize kabe arabın olsun” mantığına haksızlık var gibi ya hadi neyse… bunlara hiç girmeye niyetim yok. konunun yeşillenmişliği hat safhada anlayacağınız. çıkaracağımız sonuç bu.

birde seksenler vardı değil mi, yazı biraz sempatik olsun bari, şu tvlerin istiklal marşı ve saygı duruşuyla açıldığı yıllar… babalarımızdan öğreniyoruz tabi. şu devlet ne büyük evinde bile saygıyla ayağa kaldırıyor insanı! hani neredeyse, başlangıcın olduğu her eylemimize saygı dolu duruşlarla başlayacağız. Sofraya oturmadan evvel bir dakikalık, lütfen, falan..

atatürk aleyhine işlenen suçlar 5816, anne bak kral çıplak diyemiyorum, ah ingiltere, Kim Jong-il ve kuzey kore, bayraklar, tanklar, flamalar, üniformalar ve resmiyet açan her türlü zırvalık bu yazının sonu olsun..

bu arada meseleyle ilgili, yani bir dakikalık saygı duruşu nedir? le alakalı, öyle ilginç yorumlar var ki en beğendiğim şunlar, “bir dakikanın ne kadar göreceli bir kavram olduğunu bizlere gösteren eylemdir.” ve “kişiye gösterilen saygının bir dakikadan ibaret olduğunun kanıtıdır.”

nice dakikalara..

tuba kaplan

 

Yazar Hakkında: Tuba Kaplan

Yorum bırak