Haz
3
2012

Açılan sandıklar ve mühürlenen zindanlar

 

Uludere İçin Buluşan Kadınlar, vicdani bir adım atmışlar. Hoyratlığın, vahşiliğin, insafsızlığın tavan yaptığı egemen siyaset karşısında bu tavır çok değerli ve anlamlı.

Çağrı metninde yer alan ikinci paragraf şöyle:  “Hükümet, on yıllar öncesinin, içlerinde bizim de acılarımızın durduğu sımsıkı mühürlü sandıklarının kapaklarını açmaya çalışırken şimdi Uludere’de parçalanan kardeşlerimizi bir başka sandığa sımsıkı mühürlerse, bu sandıkların bu ülkenin hepimizin birlikte yaşayacağı bir yurt olması niyetiyle açıldığına hiçbirimiz inanmayacağız!”

Alıntıladığımız paragraf vicdani bir yönelişi gösteriyor bize ancak bu paragraf egemen siyasetin Uludere İçin Buluşan Kadınlar gibi Türkiye’de yaşayan vicdani yönelişe sahip herkesi rahatlıkla nasıl aldatabileceğini de gözler önüne seriyor.

“Hükümetin mühürlü sandıkları açması” kendinden kaynaklanan bir adalet arayışının sonucu mudur yoksa başka bir şey midir? Hükümetin açtığı mühürlü sandıklar metaforu bizi tek başına mevcut hükümetin insaf ve vicdan haritasını mı ele vermektedir yoksa yeni küresel politikalara eklemlenen Türkiye’nin hangi iktidar olursa olsun zorunlu yönelişi midir?

Neoliberal politikalar katı rejimleri tasfiye etmek istiyor, bunu yaparken de ipleri bir kenara bırakmıyor elbette. Uludere katliamında temel hedef kapitalist hegemonyanın artık ayak bağı olmasını istemediği, bölge politikalarıyla ters düşen bir silahlı örgüt müdür yoksa doğrudan kaçakçılık yaparken katledilen o çocuklar mıdır?

Uludere için tekil bir özür, küresel faşist ilişkilerinden mevcut egemen politikayı aklarsa bir kez daha kaybedeceğiz. Uludere için adaleti ancak bu total devrimci pencereye tutunarak sağlayabiliriz. Çünkü mühürlü sandıkların bir iki tanesi açılırken hepimiz topluca mühürlenen zindanlara dolduruluyoruz.

Yazar Hakkında: Özgür Sahne

Yorum bırak