Kas
14
2010

Ayıptı, günahtı, cinayetti…

12 Eylül’de Erdal Eren’i asmak isteyenler onun yaşını nasıl büyüttüyse, 1937’de dedeleri de Seyit Rıza’yı asmak için yaşını küçültmüşlerdi. “Ezilmesi için ne yapılması gerekiyorsa yapılsın” diyenler, her ne kadar ona idam hükmünü verseler de, o ölürken dahi kendisini ezdirmeyerek zalimlerine ibretlik bir ders vermişti. Masum insanları kendi sahte düzenlerine tehdit görenler; gökyüzünden bombalar yağdırmış, mağaralardaki insanları zehirli gazlarla boğdurmuşsa da insanlık onuru direnmesini bilmişti. Zulme isyan insanlığın kaderinden değil miydi? Seyit Rıza bu ölçüyü bozmadı. Elbette onun ölçüsü zalimlerin terazine uymayacaktı, uymadı. Soğuk bir sonbahar akşamı darağacına gitti, ipi boynuna kendisi geçirdi ve sandalyeye tekmeyi yine kendisi attı. “Evladı Kerbalayıh. Bı hatıyh. Ayıptır, zulümdür, cinayettir!” sözleri hâlâ kulakları çınlatıyordu. Dediği gibiydi hakikaten. Ayıptı, zulümdü ve cinayet 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece gerçekleşmişti…

Yazar Hakkında:

Yorum bırak