Ara
19
2011

Şiirin direnişi – Ümit Aktaş

Her şeye rağmen şiir direnişini sürdürmekte ve o bu direnişini sürdürdükçe, “insan”ın direnişinin asla sona ermeyeceğine dair olan umudumuzu da kaybetmemekteyiz. Şiir çünkü, hakikate çağıran bir sesleniş olarak, her daim teyakkuz halinde olmamızı hatırlatacaktır bize; bir insan olmaklığımıza dair o basit gerçekliği duyurarak, zalimler ve baştan çıkarıcılara karşı uyararak.

O zaman demekteyiz çok şükür, daha umudumuz sona ermedi, birileri o ilahi esintiyi duymakta; duymakta ve duyurmakta bildiklerini. Daha okurken ilk dizeleri çarpmaya başlamakta kalbimiz, tıpkı bir vahyin inişini duyarmış gibi ya da yağışını rahmetin.

“Onurlu bir insana layık bir hayatı hak etmek için, bütün o zorlu geceleri bıkmadan usanmadan çalışarak geçirdim.”

Antara’nın bu dizeleri kendisine okunduğunda, Peygamberimizin şöyle söylediği rivayet edilir:

“Bir Arabın övülmesi bende hiçbir zaman onu görme arzusu uyandırmamıştı; ama vallahi bu şiirin yazarıyla buluşmak ve tanışmak isterdim.” (İslam Düşüncesi, İkbal, Külliyat Y.)

Şiirin poetikası üzerine de çalışmaları olan Cevat Akkanat, “Korku Islığı”nda (Lika Kitaplığı) nasıl da dile getirmekte o delişmen sevdalar gibi onurun ve direnişin şiirini; damarlarda zonklayan o serazad gençliği:

“bu günleri de gördük, ne mutlu bize diyeceğimizi sanmıyorlardı. “çökümleri yaşayacaksınız diyorlardı bizler için. Düşmanlarımızdı onlar ve tümü, böyle derken, isteklerini dile getiriyorlardı./bilmiyorlardı. (bitki bilim kitapları yoktu ve bilmiyorlardı çekirge parmağı gülümüzün varlığını.) bu yüzden de, çeneleri koparcasına bağırıyorlardı: çökümleri yaşayacaksınız!… biliyoruz unutmamamız gerekiyor geldiğimiz yoldaki ölenlerimizi ve unutmamamız gerekiyor sevgilim/utkumuzun temelinde kendimizi büyük meydanlarda asabilmeyi göze almış olmamız yatıyor, unutmamalıyız…/haydi bu günleri de gördük, ne mutlu bize.”

“ey eylem getiren güzellik/sürgit gül açılmışlık/doğru dünyası imgenin…”

“uçarı şiirlerimden seçtim aşk şarkılarımın sözlerini/tüm sanat dallarından salkım saçak dağlarca/aydınlatıcı-acısız ve gülüşlü-bilgi parlayan…”

Mustafa Celep ise “İnsanı Aşan Kan”da (Okur Kitaplığı) yeni bir insanı öğütlüyor bize; yeni oldukça yenilenmesi gereken ve direndikçe direnmesi, unutmaması yürüdüğü yolların büklümlerini:

“Ben aczimden fırtınalar kurarım direnç yüklü gemilerim yanaşıp/Konuşurum Akif gibi konuştuğumda enginlere tuzak kuranlara karşı/Bu kal’anın müdafaası bende coşkudur/Coşkunun atına biner ve uzanırım kıyısına insanın/Konuşurum Akif gibi konuştuğumda ama bu kal’a/Bu sert bakışlı erlerin diyarı bu kılıç ülkesi/Bu okyanus yürekli kadınların vatanı/Müteşebbis ruhların değil müteyakkız ruhlarındır.”

devamı için tıklayınız

 

 

Yorum bırak