Eyl
2
2010

Oğlumun kemiklerini arıyordum… | Umur Talu

Oğlumun kemiklerini arıyordum… artık öldüm! Birçok Doğan tanırsınız; kimi parasıyla, kimi rütbesiyle mağduriyet duyurabilmiştir.
Ramazan Doğan’ı hiç duydunuz mu?
Asiye Doğan’ı? Ya Hazni Doğan’ı?
Seyhan Doğan’ı hiç duyamazsınız, hiç bulamazsınız zaten.
***
Kısaca şöyle diyeyim size:
Ramazan Doğan oğlu Seyhan’ın kemiklerini arıyordu. Karısından sonra o da öldü.
Biraz daha uzunu:
Ramazan Doğan, 15 yıl önce alınıp işkence gören, bir daha canlı görülemeyen 13 yaşındaki oğlu Seyhan’ın kemiklerini aramaya devam ederken, artık kalbi dayanamadı, 24 Ağustos’ta öldü.
***
Bak dostum, bunu kimse kolay kolay anlatamaz.
Bir Dargeçit’ten biri 13, biri 9 yaşında iki kardeşin gözaltına alınmasını…
Filistin askısına, 9’undakinin düz, 13’ündekinin ters asılmasını…
Kardeş birkaç gün sonra gönderilirken 13’lük “ağabey”in kaybolmasını…
Kabullenemezsin ama, muhtemelen öldürülmesini, cesedinin bir yere atılmasını…
Bir mezarının dahi olmamasını…
Evladını arayan, “davacıyım” diye haykıran annenin de gözaltına alınışını, kayıp olduğu 11 gün boyunca, sırf oğlunu arıyor, onu haykırıyor diye onun da işkence görüşünü…
Tam 15 yıl boyu, 13 yaşındaki evladın, belki de hala o 13 yaşıyla, of Allah’ım, 13 yaşın kemikleriyle dönüvermesini beklemeyi…
Kimse anlatamaz Hocam.
Ne bu başbakan anlatabilir, ne 15 yılın tüm baş veya boş bakanları, ne paşalarım, ne evetim ne hayırım anlatabilir.
Şu ya da bu sebeple, evladınız daha 13’ünde alınsa, bedenine işkence vurulsa, 28’inde genç adam olması gereken 15 yıl sonra dahi siz hala ondan bir iz, bir kemik bulamasanız…
Biri size anlatabilir mi?
Dargeçit’ten Seyhan’ın 13’ünde nasıl yok edildiğini…
Kızıltepe’den 12 yaşında Uğur’un yaşından çok 13 polis mermisiyle nasıl delik deşik edildiğini siz (kendinize) makul bir şekil anlatabilir misiniz?
Çocuk öldürmenin, ölümüne işkence etmenin makul bir izahı; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti mecburiyeti var mıdır kardeş!
***
Ne Seyhan’ı, ne ölüsünü, ne 13’ünün kırılgan kemiklerini ailesine veren devlet, onun için hiçbir şey yapmadı, diyemeyiz elbet!
Askıdan kayba düşürdüğü çocuğu kütükten de ölü düşürdü: Aileye sormadan, “ailesinin bilgisi dışında öldü” diye zimmetine geçirdi!
Kimdi acaba onu alan, askıya asan, bir kenara atan; kimdi acaba, yaşıyor mu, emekli mi, hala görevli mi, bir üst rütbeli mi, bir utancı oldu mu, belki vicdanı sızladı mı, kendi çocuğunu kalpten severken bir çocuğun son nefesinin kabusuyla uyandı mı?
***
“Mürüvvet görmüş” bir baba olan Başbakan Erdoğan, evladının kemiğini bile görememiş Doğan’a, binlerce kaybın yakınlarına, “Ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Cumartesi anneleri birilerince kullanılıyor” demişti.
Ramazan Doğan da, kayıp evladı 15 yıldır arayan yorgun kalbin durmasına tam 24 gün kala ona şöyle seslenmişti:
“Ben Ramazan Doğan. Gözaltında kaybedilen Seyhan’ın babasıyım. Galatasaray Lisesi önüne eskiden karım Asiye gelirdi. Gözaltında işkence gördü, sağlığı bozuldu, Seyhan diye diye öldü. Yerine ben geliyorum. Başbakan ne yaptığımı bilmiyorsa, söyleyeyim: Oğlumun kemiklerini arıyorum.”
***
Hala bilmiyorsa Başbakan, bugün yine seslenirdi işte:
“Oğlumun kemiklerini arıyordum; artık öldüm”
Seyhan, 29 Ekim 1995 saat 03.00’te, Cumhuriyet’in tam 75’inci yıldönümünde gözaltına alınmıştı.
Cumhuriyet dediğin böyle bir şey olamazdı be çocuk!
Not: Kayıp yakınlarının arayışına emek ve kalp verenlerden Sebla Arcan’a da başsağlığı dileklerimle, teşekkürler.
haberturk

Related Posts

Yazar Hakkında:

Henüz yorum yapılmamış+ Yorum Ekle

  • Yaşarken ölmek bu olsa gerek veya ölürken de yaşamak.Bedeninden hiç bir iz bırakmadan ama adını namını bırakmış geridekilere.
    Birinci dünya savaşıydı canı armut çekmiş büyük dedemin.Kardeş bağı böyle işte duramaz mutlu etmek ister, ağabeyi tüm ısrarlarına rağmen''gitme ya görürlerse ya vururlarsa ya dönemszen''Hayır kardeşin yüreği cız etmiş bikere dinlemez ağabeyini mutlu etmeye gider bir ömür boyu geride ficdan azabı bırakarak.Ve gidiş o gidiş,tüm korkular yer bulmuş ölüm döşeğine dek büyük dedemin gözyaşları hiç dinmedi.Nedenmi anlatıorum bunları,yüz kırk yedi yıllık çınarın gögesinde gölgelenen olarak yıllarca gözyaşları,kardeşine yakılmış ağıtları,hüznün okuttuğu kelamları,o titrek yaşlı sesiyle acının yazdırdığı kasideleri dinlemeye yürek isteyen şiirlerle sulamış çınar gövdesini.İmanın sunduğu sabırla yaşadı tam yüz ottuz bir yıl dile kolay yetmiş dokuz yıl kaybına dikmiş gözleri belki bir umud hala geri döner diye,ne bedeninden,ne sesinden nede ayak izinden bir iz bırakmış giden,ne yaşıyor nede ölmüş haberi gelmez ilerden ve yetmişdokuz yıllık bekleyişe yenik düşer beden.
    İşte Cumhuriyet temelinin bırakdığı izlerden bir iz,hesabı sorulmamış bir kayıp daha.
    Kim tarafından,nerde,nasıl, ne zaman,neden,niçin akar gider sorular velakin cevablar ölümüne gelir.

  • kahrolsun kuyucu murat pağanın torunları!

Yorum bırak