Eki
27
2012

Nedir Kurban? – Özhan Uçan

 

“İşte bu [akılda tutulmalıdır,] Allah tarafından konulan simgeleri saygıyla gözeten kimse [bilsin ki,] bu [simgeler gerçek anlamını inananların] kalpler[in]de Allah’a karşı taşıdıkları sorumluluk bilincinde bulmaktadırlar.” [22:32]

Kurban Arapça, İbranice ve Aramice dillerinde öz anlamı yaklaşma, yakın olma demektir. Daha sonra bu kelime hediye, tanrıya sunulan adak gibi anlamlara gelir. Biz Müslümanlar da küçükbaş ya da büyükbaş hayvanları boğazlamak suretiyle Allah’a karşı bir ödevimizi yerine getirmiş sayıp O’na daha yakınlaştığımı düşünürüz.

Peki, hayvan boğazlama ile Allah’a yakın olma arasında nasıl bir ilişki var? Genel anlatı şudur: Biz hayvanı Allah adına boğazlarız sonra etlerini ihtiyacı olanlarla paylaşırız, biz birbirimizi sevdiğimiz için Allah da bizi sever. Güzel, amenna da bence bu kadar basit değil bu iş. Bir kere Kur’an’da infak denen bir kavram var. Allah yolunda malını, canını feda etmek, varken de yokken de harcamak anlamlarına gelir. Müslümanların bir kısmının zengin bir kısmının fakir olması zaten haramdır. Bunlar, Allah’ın nimetlerini eşit bölüşmedikleri, ölçüyü tartıyı bozdukları takdirde yeryüzündeki tüm hayvanları boğazlasalar Allah’a yaklaşamazlar.

Neyse konuyu dağıtmayalım. Kur’an’ın ıslah edici bir üslubu vardır. Yani Allah, insanoğluna yabancı şeyler isteyip emretmez. İnsanın kendi birikimini, anlayışını hiçe saymaz. Mesela atları insanların kendisi evcilleştirmiştir, savaş aracı olarak kullanmıştır. Allah da “O halde, onlara karşı toplayabildiğiniz kadar kuvvet ve binek hayvanı hazır edin…” 8:60 şeklinde bir emir vermiştir. Bu açıdan Allah, insanın ritüellerini de ıslah etmiştir. Yine örnek olarak hepimizin bildiği gibi namazın önceden de var olması ama Allah’ın bunu ıslah etmesi vardır. Namazın şeklinde de insanoğlunun tarih boyunca kendisinin ürettiği ama evrensel olan ve bence fıtri de olan hareketler var. Hangi tarihi döneme, hangi kavme giderseniz gidin el pençe divan durmak (kıyam), eğilmek (rükû) ve diz çöküp yere kapanmak (secde) gibi hareketler saygı belirtme ya da bizzat tapınma anlamına gelir. Bu öz ve mütevazı eylemler dışında bir tapınma istememiştir Allah.

Allah emirlerinde insanın birikimini, kendi ürettiği adetleri önemser dedik. Bu anlamda paganizm ile hak din arasında girift bir durum vardır. Tarih boyunca bazen Allah’tan gelen ayetler pagan dinlerin etkisinde kalmış, bazen de pagan kökenli adetler Allah tarafından ıslah edilmiştir. Burada önemli olan hangisinin önce olduğu değil, insanların bu eylemlerdeki zihniyetleridir. Kurban da bunlardan biridir. Bazı kaynaklarda Âdem peygamberin oğullarına kadar dayandırılır kurban. Aynı zamanda pagan dinlerinin vazgeçilmez ritüelidir. Mitolojik dönemlerde hemen her toplumda türlü pagan tanrısının gazabından korunmak yahut da dileklerin kabulü ve bolluk bereket için hayvanlar ve hatta insanlar kurban edilmiştir. Kurban aslında hac ibadetinin bir parçasıdır. Hac da çok köklü bir ibadettir. Tavaf, şeytan taşlama Safa ve Merve arasında koşma, Arafat dağına çıkma ve kurban kesme.  Allah, sosyal hayatta insanın faydasına olmayan hiçbir şey istemez. Ancak hac ibadeti bu sosyal hayatın dışında bir yerdedir. Hayatın akışına bir süre ara verilir. Şöyle dışarıdan bakıldığında şeytan taşlamanın, Safa ve Merve arasında gidip gelmenin aslında kimseye faydası yoktur. Fakat işte Haccın bütünü bir sosyalleşmedir aslında. Allah hac ibadetini de ıslah etmiştir. “[O halde,] unutmayın, Safâ ve Merve, Allah tarafından konulmuş sembollerdendir; böylece, hac veya umre için Mâbede gelen birinin bu ikisi arasında gidip gelmesinde bir mahzur yoktur:  Zira eğer kişi, yapması gerekenden daha çok iyilik yaparsa bilsin ki Allah, şükre bol karşılık verendir, her şeyi bilendir.” [2:158 ]. Rivayete göre önceden bu tepelerde putlar olduğu için Müslümanlar haccın bu kısmını yapmaktan imtina etmişler. Allah da bu ayette mahzur yoktur ifadesiyle bu ibadeti de ıslah etmiştir.

Kurban müminin imtihanıdır…

Normal şartlar altında bir babanın evlatlarına, oğluna olan sevgisi bellidir. Bu baba Hz. İbrahim, oğul da onun oğlu olunca bu sevgi ve muhabbetin derecesini siz düşünün. Hz. İbrahim Rabbinden bir oğul ister, Allah da ona dürüst, erdemli, yumuşak huylu bir oğul verir. Bakın, sıradan bir oğul da değil bu. Tabii ki yüce karakterli, üstün ahlak sahibi olan İbrahim’in varisi bir oğul. Sonra rüyasında oğlunu kurban ettiğini gören İbrahim (a), bunu gerçekleştirmeye kalkar ve Rabbi onu engeller.

İbrahim (a), yaşadığı kötü olaylar sonucunda bir teselli amacıyla bir oğul istemiş olabilir, itibar için veya soyu devam etsin diye olabilir (yani toplumsal açıdan sıkıntı yaşamamak için). Ne olursa olsun her şey bir oğuldan vazgeçmenin ne kadar zor bir şey olduğunu gösteriyor. İbrahim (a), sırf Allah’ın bir lütfu diye bile oğluna çok bağlanmış olsa da Allah’a olan sevgisinin daha yüce olduğunu ispatlamış ve O’na yakınlaşmıştır.

Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkardığı İbraniler, onun yokluğunda altın bir buzağı yapıp ona tapınmışlardır. Daha sonra Allah, başka bir sebeple onları imtihan etmek için bir sığır kesmelerini emretmiş, İbraniler de türlü bahaneler ve sorularla geciktirmişlerdir. Onlar sordukça Allah’ın istediği sığır, tıpkı onların tapındığı hayvana benzer. Parlak sarı renkli, güzel bir hayvan. En sonunda kurban ederler ancak “…ve hemen (onu) kurban ettiler, hâlbuki neredeyse hiçbir şey yapmadan kalacaklardı.” [2:71 ] ayetinde de görüldüğü gibi Allah onları kınar. Bu kıssada bir cinayet olayı vardır ve Musa (a) yasalarına uyulmamıştır. Allah hem kendi Rabliğini ve yasalarına uyulması gerektiğini gösterirken, onların eski inanç kalıntılarını, o özlem duydukları hayatı da kalplerinden temizlemek istemiş ve bu sayede kendine yaklaşmalarını dilemiştir.

Kevser’i kurban etmeli…

Kurbanın ne olduğunu ve hatta imtihanın ne olduğunu Kevser suresi ile çok net bir şekilde anlayabiliriz. Rivayetlerde Kevser suresinin nüzul sebebi müşriklerin peygamberi soyu kesik diye aşağılamaları olarak geçer. Olay böyleyse yukarıda İbrahim’den (a) bahsettiğimiz durumdaki gibi Hz. Muhammed ‘in de bu şekilde imtihan olmuş olması Kur’an’ın mantığına aykırı değildir. Lakin olaya ve sureye daha geniş perspektiften bakarsak çok derin manalar buluruz. Kevser’in kaynaklarda birçok manası vardır. Fakat biz Kur’an’ın genel perspektifi ile bakarsak Kevser: sonsuz, en güzel nimet demektir. Bu insandan insana değişir. Herkesin kevseri farklıdır. Kimisi mutlu bir aile ister, kimisi ilim ister, kimisi makam ister. Yani kişinin karakterine göre bunları önemli yapan şey istemesi değil vazgeçememesidir. Kaybettiği zaman hayatına devam edemeyecek duruma gelmesidir. Allah da bu ayetlerde peygambere ve bizlere dünyada ve ahirette en güzel nimetleri verdiğini ve vereceğini müjdeliyor. Yani gerek sizin çok isteyip bağlandığınız, gerekse toplumun size yaptığı baskıyla vazgeçemediğiniz, arzu ettiğiniz şeylerden gerekli durumlarda Allah’ın rızası için vazgeçip fedakâr olmayı bilin diyor.

Biz sana Kevser’i verdik ve vermeye devam edeceğiz zaten, sen onun peşine düşme diyor Rabbimiz, Kevser’den bile vazgeç (kurban et) ki Allah’a yaklaşasın.

 

 

Yorum bırak