Oca
20
2014

Kur’an Yolunun Yılmaz Bir Savaşçısı: Kemal Kelleci – İbrahim Eryiğit

kemal-kelleci

Seksen yıla yaklaşan bir ömrü, inandığı kutsal bir dava uğruna feda eden insanları araştırmaya başladığımızda sayılacak birkaç isimden biri olarak zihinlere Kemal Kelleci ismi gelecektir. Özellikle, her anlamda sancılı olan 60-lı ve 70-li yıllarda onun isminin daha bir ön plana çıktığı hatırlanacaktır. Deyim yerindeyse, Anadolu’yu karış karış gezip, ülke insanına islamı anlatmaya adar kendini. Bunu yaparken de adeta isimsiz bir kahraman edasına bürünerek, benliğini asla öne çıkarmayan bir uğraşı sergileyerek yapar. Muhatap olduğu kitleyi Kuran’ı anlamaya ve yaşamaya çağırır sadece. O dönemlerde Kuran’ın yüzünden okunması bile geniş ve etkin çevrelerce garip karşılanırken, insanımızı Kuran’ı anlamaya çağırmak daha bir garip karşılanıyordu. Bu tür harekete, ‘yeni bir icat çıkarmak’ olarak bakılıyordu özellikle 70-li yıllarda. Bu konuda kuşkusuz Kemal Kelleci yalnız sayılmazdı.  Sezai Karakoç olsun, rahmetli Said Çekmegil olsun, yine rahmetli Ercüment Özkan olsun, Musa Çağıl olsun, Şeyho Duman olsun, -ufak ayrışmalar dışında- Kelleci’yle paralel düşünen ve eylemde bulunan insanlar olarak zikredilebilir.

             Kemal Kelleci’yi onlardan ayıran en önemli unsur olarak, Kelleci’nin kendisini, Seyyid Kutub’un Fizilal-il Kur’an (Kuran’ın Gölgesinde) adlı tefsirini insanımıza tanıtmak olmuştur 70-li yıllarda. Bu konuda gece gündüz demeden, dur durak bilmeden Fizilal-il Kuran konferansları vererek, pratikte Kuran’la insanımızı birleştirmeyi başarmıştır. Özellikle, söz konusu konferanslara üniversite öğrencilerinin yoğun katılımları anılmaya değerdir. Konferans verilen salonlar hınca hınç doludur deyim yerindeyse. Kuran’a susamış gençler Kemal Kelleci’yi can kulağıyla dinlemekte ve ondan öğrendiklerini pratik hayatlarına uygulama derdine düşmüşlerdir. [Ben işte tam bu dönemde, 1976 yılının bir kış akşamında Ankara’nın Cebeci semtindeki bir yurt binasının konferans salonunda tanıdım Kemal Kelleci’yi. Ateşli, gür ve ikna edici konuşması şu anda bile hala kulaklarımdadır. O tarihten bu yana da Kemal abiyle sürekli görüşmekten ayrı bir keyif aldığımı belirtmek istiyorum, bu yazı vesilesiyle.] 60’lı ve 70’li yılların her anlamda ve her boyutta politize olan gençliğinden ayrı bir gençlik boy vermektedir yukarıda andığım isimlerin ve Kelleci’nin özverili gayretleri sonucunda.

            Kemal Kelleci’nin, Ankara dışından okumak için gelen üniversite öğrencilerine yurt ve burs ayarlamak için gecesini gündüzüne kattığını da burada zikretmek yerinde olur düşüncesindeyim. Ruhen ve fiziken genç kalmasının sırrı da gençlerle iç içe olmasından kaynaklanıyor bana göre.

              1980 darbesi öncesinde şiddetten özellikle ayrı duran bu gençlik, 12 Eylül darbesini en az hasarla atlatmıştır diyebiliriz şimdi buradan bakınca. 80’li yıllarda, Kuran’a dönüş hareketi, birtakım marjinal mealci grupların ortaya koydukları tutarsız çıkışlarından dolayı, bir dönem sekteye uğramış görünse de toparlanma süreci kısa sürmüştür. Bu dönemde Kemal Kelleci’ye yakıştırılan ‘mealci’ etiketi de sağduyulu insanlar nezdinde kabul görmemiştir.

             Evini ve ailesini davası uğrunda ihmali de söz konusudur bu aşamada. Uzun zamandır evine uğramadığı için, çocuğunun annesine sorduğu şu soru son derece manidardır: “Anne, bu amca kim?”

             Bir davaya kendini her anlamda adamış bir insanın yaşayabileceği her acıyı yaşamış biri olarak Kemal Kelleci, ömrünün her ânını inandığı Kuran’ı anlama ve anlatma davasına adamış yüce bir insandır. Şu anda da ‘ihtiyar delikanlı’ görünümüyle, çoğu delikanlıya taş çıkarırcasına, gücü yettiğince her düzlemde Kuran’ın bayraktarlığını yapmaktadır.

              Kemal Kelleci’nin, Ankara dışından okumak için gelen üniversite öğrencilerine yurt ve burs ayarlamak için gecesini gündüzüne kattığını da burada zikretmek yerinde olur düşüncesindeyim. Ruhen ve fiziken genç kalmasının sırrı da gençlerle iç içe olmasından kaynaklanıyor bana göre.

              Yaklaşık son on yıldır, Kemal ağabeyin üstat Sezai Karakoç’un kitaplarını ve fikirlerini yaymak için özel bir çaba sarf ettiğini de burada belirtmek istiyorum.

              Canlı konuşmasıyla olsun, giyimiyle olsun, ruhen ve fiziken her zaman genç kalmayı başarmış değerli bir ağabeyimizdir. Ankara’nın cadde ve sokaklarını (özellikle de Kızılay çevresinde) yürümekten ve tanıdığı insanlara bir şeyler anlatmaktan hiçbir zaman yorulmayan Kemal Kelleci çevresinde bulunan insanlara özel bir yaşama sevinci vermektedir. Uzun saçlarıyla ve yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle, evli olanlarımıza ‘enişte’, eşlerimize ‘bizim kızlar’ diye hitap etmesiyle gönüllerimizde özel bir yere ve öneme sahiptir Kemal Ağabeyimiz. Allah’ın verdiği ömrü, O’nun yolunda yaşamış bir kul olduğuna ben ilk gençlik yıllarımdan itibaren şahidim, Rabbimiz de şahit olsun.

Yorum bırak