Ağu
9
2011

Kitaplar arasında yaz sıcakları, Ramazan günleri

“Evin ışığı yanıyor, senin evin yok” diyor Baran, Bejan Matur’a neden dağa çıktığını, neler yaşadığını ve yakalanınca cezaevinde geçirdiği 15 yıl 2 saati anlatırken… Sanki bu cümle, bir halkın yersiz yurtsuz ve kimliksiz bırakılmak istemesini özetliyor gibi. Dağın Ardına Bakmak, gündemin en sıcak ve gerilimli konularından Kürt meselesinin büyük siyasal hikâyesi yerine o hikâyenin içindeki insanların hayat hikâyelerini anlatıyor. “Bu hikâyeleri okuyan herkesin, meseleye korkudan, ezberlerden, kalıplardan değil, anlayış ve vicdandan bakmanın bir gücü olduğunu ve bizi bir arada tutacaksa bu gücün tutacağını görmelerini isterim.”

Kendini anlatmak isteyen ama anlattıklarında dahi anlaşılmak istenmeyen insanların yaşadıkları olaylara tanıklıklarının sözlü tarihten yazılı tarihe geçmesi ve çoğaltılması, belki bu bakış açısının kazandırılmasına katkı sağlayacaktır. Bu minvalde Bildiğin Gibi Değil, Dağın Ardına Bakmak kitabına göre daha dehşet verici anlatımlarla dolu.

Bildiğimiz gibi değilse öğrenmek lazım…

90’larda Güneydoğu’da Çocuk Olmak alt başlığını taşıyan ve Rojin Canan Akın ve Funda Danışman’ın birlikte hazırladıkları kitap, 19 söyleşiyi bir ara getirmiş. Ama hepsi aynı hikâyeyi anlatıyor gibi… Ben ülkenin batısında çocukluk ya da ilk gençlik yıllarımı yaşarken, akranlarımın ülkenin doğusunda uğradıkları zulmünü okudukça, yaşadıklarını unutmaları ve affetmeleri gerçekten mümkün gözükmeyen ama her şeye rağmen hâlâ barış ve çözüm diyebilenlere neden daha dikkatli kulak vermemiz gerektiğini de yakından fark ediyorum.

Basbayağı geç kalmışız işte!

Bu yaşananlarla yüzleşince, meselenin milliyetçilikle, ulus-devletçilik hastalıklarıyla filan izah edilmek istenmesi de ikna edici gelmiyor. Sadece tek başına, Wanbetan müstearlı anlatıcıdan küçücük Hazal’a yapılanı okumak bile; geç kalmışlığımızı ve bunca acı yaşanırken merhem olacak hiçbir şey yapamamışlığımızı haklı ya da mantıklı göstermek için söylenen tüm sözleri buharlaştırmak için yetiyor sanki…

İki kitabı birlikte okumak isteyen varsa, sanırım Bildiğin Gibi Değil’i öncelemesi gerekiyor. Cengiz Çandar’ın TESEV için hazırladığı Dağdan İniş raporu ise meselenin siyasi boyutunu anlamak ve sorunu şiddetten arındırmak için neler yapılması gerektiği konusunda düşünmek isteyenler için gerçekten iyi bir çalışma olmuş. Bunların üzerine Altan Tan’ın “Değişen Ortadoğu’da Kürtler” adlı kitabını okuyunca, sanırım Özgün Duruş’taki yazılarını takip etmenin de etkisiyle, yeni bir şey söylenmediğini fark ediyorum… İlk kitabından sanırım daha çok faydalanmıştım, hem süreci ve aktörlerini farklı boyutlarıyla görmek için…

Hakan Tahmaz’ın “Şemdinli’den Bugüne Kürt Sorunu” adlı kitabını belki tam bugünlerde okumak sizde bir dejavu etkisi yaratabilir. 2005-2007 yılları arasında Türkiye’nin çözüm ve çözümsüzlük sarkacında nasıl gidip geldiğini ama son noktada çözümsüzlükte kalındığını görünce, bugün yapılacaklar konusunda da dikkate değer dersler çıkarabiliyorsunuz.

Kapitalizm neden kahrolsun, bilmek lazım… 

Konu eksenli okumalarımda bu yaz ekonomi üzerine kitaplar da yer alıyor. Rene Sedillot’un Değiş Tokuştan Süpermarkete kitabı, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere değiş-tokuş yöntemini kullandığı zamanlardan, kapitalizmin insanlara ihtiyaç duymadığı şeyleri dahi talep ettirecek hale geldiği günümüze kadar geçen uzun yüzyılların hikayesini, dönemsel olarak anlatıyor.

Hemen peşinden Fikret Başkaya’nın kapitalizmden çıkmanın gerekliliği üzerine yazdığı “Yeni Paradigmayı Oluşturmak” adlı kitabını okumak fena fikir değil. Kitap, içinde bulunduğumuz piyasa düzeninin temel parametrelerini farklı veçheleriyle özetler mahiyette… Kapitalizmin ne olduğunu, insanlık ve doğada yaptığı tahribatı anlamak isteyenler için başlangıç kitabı gibi teklif edilebilir sanırım.

Antikapitalist bir tavır takınmak kimileri için sol kimileri içinse romantik bir tavır. Oysa bu ekonomik düzenin nasıl işlediğini yaşayarak öğrenirken, neoliberal politikalar son yıllarda sistemli bir hal almışken ve bunun ürettiği çelişkiler somut etkilerini hayata yansıtırken gerçekleri saptıran her türlü manipülasyon uzak durmak lazım.  Sorunu küçümseyen, muhataplarını muğlaklaştıran ve sorumluları saptıran söylemlere karşı bir söylemi kurmak için de hayatı ve kitabı doğru okumak…

Kalkınıyormuşuz, demokratikleşiyormuşuz… 

Malum, bir de ekonomik kalkınmayla ülkenin demokratikleşeceği tezi var. İşte bu noktada Samuel Bowles ve Herbert Gintis’in ortak kaleme aldığı ve eski bir kitap olan “Demokrasi ve Kapitalizm” bu iddiadan şüphe duymamız gerektiğini anlatması açısından üzerinde durulması gereken bir eser.

Kitap, ekonomik alanın özel alan diye gösterilerek eleştiriden kaçırılmak istenmesinin, demokratik hesap verme mekanizmalarına tabi tutulamayan bir azınlık iktidarı ürettiğine dikkat çekiyor. Liberalizme ve Marksizm’e ekonomik alanın politik yönlerini ihmal ettikleri gerekçesiyle çeşitli eleştiriler getiriyor ve kapitalist ekonomik kuramın mantıksal boşluklarını ve bunların pratik yansımalarını birçok boyutuyla tartışıyor.

Tabi pratik de olmalı

Bu siyasi ve ekonomik meseleler arasında edebiyat adına okuyabildiğim tek eser Cemal Şakar’ın Sular Tutuştuğu’nda adlı hikâye kitabı oldu. Tasfiye Dergisi’nin 33. sayısında bu kitapla ilgili yazımı şöyle bitirmiştim: “Bir söyleşisinde Din Günü hikayelerinden de hesaba çekileceğinin bilinciyle yazdığını ifade eden Cemal Şakar, Sular Tutuştuğunda adlı kitabındaki hikayeleriyle taşıdığı sorumluluğun gereğini başarıyla yerine getirmeye çalışan bir hikayeci olarak karşımıza çıkıyor.”

Ramazan okumak için de bereketli bir ay sanıyorum…

Kafamı ekrandan kaldırıp üst rafa bakınca bekleyen daha birçok kitap görüyorum.

İnsan okunacak çok kitap olduğunu ama zamanın bitirmeye hiçbir zaman yetmeyeceğini bilince üzülüyor.

Teselliyi pratikte bulmak lazım sanırım…

Yoksa onca okuma neye yarar?

 

 

 

 

Yazar Hakkında:

1 Yorum+ Yorum Ekle

  • Eyvallah. Bildiğin Gibi Değil’i okuyunca PKK kadar başka oluşumların da Kürt gençliğinin İslamsızlaşmasında ne kadar etkili olduğu görülecektir. Aynı konuda Evrensel Yayınlarından da bir kitap çıkmış.. Altan Tan’da özgünlük yok tespitine ben de katılıyorum. Önceki kitabını okuyunca Diyarbakırlı Sezai Karakoç’un partisine mi katılacak diye düşündüm ama yanıldım)))) Çünkü bolca Karakoç,medeniyet geçiyordu kitapta. Hakan Albayrak’ın Beşşar üzerinden birkaç yıl önce Ümmet birliği hayali görmesi ile bugünü arasındaki büyük yarık gibi. Çok hafızasız bir toplum oluyoruz galiba. Toplum dedim çünkü ortalamayı temsil eder.

Yorum bırak