May
5
2011

Atasoy Müftüoğlu konuşması notları. Alpkan Birelma

Dünya Gündemi ve Müslümanlar (28 Nisan 2011, Zübeyde Hanım KM/Fatih) | Atasoy Müftüoğlu

↘ Bugünü anlamamız için son 500 yılı anlamamız, bu dönemde Avrupa’nın ürettiği ve hakim kıldığı tahakküm üreten dili deşifre etmemiz gerekir.

↘ Ortadoğu’daki isyan hareketlerinin yerel tiranlara karşı tavırları netken, emperyal tiranlara karşı duruşlarının aynı netliği taşımıyor.

↘ Tabii tiranlar yerel siyasi tiranlar ve emperyal tiranlardan ibaret değil. Ülkemizde ve tüm İslam coğrafyasında efendiler, hocaefendiler, başkanlardan geçilmiyor. Bunların hepsi kendinden menkul hikmetler taşıyor. Bir tanesini bile biz seçmemişiz. Burada kastettiğim demokratik bir seçim değil elbette, ehliyet ve liyakatlılardan oluşan bir meclisin seçimi. Bunların bir tanesi bile doldurdukları mevkiyi kendileri terk etmiyor, bırakmıyor. Bunlar yalnızca kendilerini takip ettiriyor, diğer fikir odaklarının takibini engelliyor, yasaklıyor.

↘ Ulus devletler resmi dinler aracılığıyla kutsallaştırıldı.

↘ Geleneğimize adamakıllı bir eleştiri yok. Ya mahkum ediyoruz, ya kutsiyet atfediyoruz. Bunun yerine olması gereken eleştirel bir dikkattir.

↘ Çok romantik bir toplumuz, romantik insanlarız. O kadar mağlubiyet yaşadık ki, bu sebeple en ufak şeylerden, geçmişteki şeylerden, ya da bugünkü ufak gelişmelerden romantizm çıkarıyoruz.

↘ Hiçbir yerde hiçbir zaman kendi başına kalabalıkların bir dönüştürücü gücü olmamıştır.

↘ Zihinsel devrim olmadan nasıl siyasi bir devrim olabilir? Zihinlerimiz bunca sömürgeleştirilmişken.

↘ 11 Eylül sonrası Neo-con’lar “İslam ve siyaset ilişkisi İran icadıdır,” İslam maneviyat ve fikriyat dinidir propagandasına giriştiler ve büyük ölçüde başarılı oldular.

↘ İsmail Beşikçi’yi asistan olduğu günlerden ve Kürtlerle ilgili ilk bilimsel çalışmalarını yaptığı günlerden beri tanıyorum. Ulus devlet mantığına hapsolan Müslümanlar, bugün o dönemde Beşikçi ile aynı üniversitede bulunan İslami kesimden birçok isim o gün Beşikçi aleyhine ifade vermek için mahkemeye katıldılar.

↘ Modern zamanlardaki en büyük kötülük aydınlanma ideolojisinin kendisidir. Habermas yakın zamanlardaki bir postmodernizm tartışmasında mealen şunu söyledi: “Aydınlanmayı çok hırpalıyorsunuz, bu kadar ileri gitmeyin, aydınlanma fikirleri bize Müslümanlara karşı er veya geç yine lazım olacaktır.”

↘ Uzlaşıyoruz, artık uzlaşmadığımız hiçbir şey kalmadı.

↘ Günümüzde bir hoşgörü meselesi çıktı. Ben niye hoşgörü isteyeyim? Bir halt yemişimdir ki o sebepten sizden hoşgörü istiyorumdur. Bu hoşgörü ve uzlaşma diyenler hep muktedirlerle uzlaşıyor, hiç mustazaflarla uzlaşma aramıyor.

↘ Benim Neo-nurculuk dediğim hareket bugün küresel bir holdinge dönüşmüş, sayıları var, büyük sayılar, paralar ve insanlar, ama bir tane entelektüeli yok. Entelektüeli yok çünkü sadece manevi önderini dinleyen, onun sözünden çıkmayan bir hareket mantığı. Başlarındaki meczup diyor ki “Bediüzzaman kıyamete kadar bütün soruların cevaplarını vermiştir.” Zaman’da yapılan bir röportajında böyle demiş.

↘ Etrafımızdaki bütün meczuplar “Yarın böyle olacak” diyorlar.

↘ Cemaat önderlerimizden “Dünyada çaba sahibi herkesle görüşün, fikrini öğrenin, inceleyin” diyen biri çıkmadı.

↘ Bir cemaat kurulur, hemen yanında bir menkıbe fabrikası kurulur. Sizi duygusal olarak baskılamak, cemaate kopmaz bağlarla bağlamak için.

↘ Neo-nurculuğu ben şu yüzden eleştiriyorum, bunlar saldırı değil, küfür değil, hepsi kendimce kanıtlayabileceğim iddialar.

  1. İslam’ı millileştiriyor.
  2. İslam’ı ehlileştiriyor.
  3. Emperyalizmin istihbaratıyla birlikte, işbirliği içinde hareket ediyor
  4. İstisnasız bütün direniş hareketlerine muhalefet ediyor ve elinden gelen gayretle bastırmaya, altını oymaya çalışıyor.

↘ Küresel gündemi, medyayı takip etmemiz gerekiyor. Bugün “Africon” ordusu diye bir şey kuruluyor Amerika tarafından. Afrika’nın yeniden kontrol altına alınması için yeni bir ordu bu ama sosyal bilimcilerden, tarihçilerden, filologlardan kurulu bir ordu.

Middle East Quarterly dergisi var. Bu akademik bir dergi ama “Middle East Forum” tarafından çıkarılan bir dergi. Bu forumun temel şiarı hoşgörü İslam’ının güçlendirilmesi. Ilımlı İslam iyi öteki, radikal mücadeleci İslam terörizmle damgalanacak kötü öteki olarak kurgulanıyor. Ilımlı İslam uyarınca Mevlana ve Yunus öne çıkarılıyor. Mevlana yılı ilan edilmesini bunlarla beraber düşünmek lazım. Mevlana hâşâ İslam’ın önüne geçiriliyor. Yunus “dövene elsiz, sövene elsiz gerek” diyor. Yunus da meczuptur, o da zamanının meczubudur. Bugün döveni dövmek, sövene sövmek gerek, öyle bir dönemde yaşıyoruz. Bu forum, İslam’ın siyasi iddialarından vazgeçmesini vazediyor, öyle yapmayanları fundamentalist ilan ediyor.

↘ “Freedom House” diye bir düşünce kuruluşu var. Bunlar dev bütçelere sahip kar amacı gütmeyen vakıflar. Ortadoğu’da aktif bu kuruluş. Muhalif gençleri batıya davet edip, ders veriyor, eğitim yapıyor. Tahrir meydanındaki öncü gençlerin önemli bir kısmının bu kuruluşun davetlisi olarak eğitim aldığını isim isim biliyoruz.  Ortadoğu’daki muhalefet hareketlerinde iki talep görüyoruz, pragmatik ve demokratik talepler.

↘ Erbakan cenazesindeki kalabalığı gördük, milyondan bahsediliyor. Neo-nurcuların andıkları sayılar, diğer cemaatlerin andıkları sayılar. Ne yazık ki sayılar hakikatin ölçütü olamaz. Madem bu kadar kalabalıklar ülkemiz, dünya niye bu halde. Kalabalıklar ama fikri üretim yok, çünkü sürü mantığı, nesneleştirme var. Sürüler ne yazık ki hakikati temsil edemezler.

↘ Ortadoğu’da insanlar sıkıntılarını ifade ediyor, yerel tiranlara başkaldırıyor bu güzel bir şey. Bu hareketleri küçümsemiyorum.

↘ Jean Baudrillard 1979’da İslam devrimi olduğunda “son 500 yılda gerçekleşen en iyi şey” demişti. Tekno bilimsel aklın 500 yıllık iktidarını sarsan bir olay olduğunu söylemişti. Çünkü bağımsız düşünebiliyordu.

↘ Bugün kültürel İslamileşme temelinde bir dini hayat şekilleniyor, bireyselleşme yaşanıyor dinde de.

↘ Zaten bugün bu 500 yıllık hegemonyaya karşı isyan etsek, bu savaşı göğüsleyebilecek fikirsel cephanemiz yok. Sadece İmam Humeyni karşı durabildi, gerçek bir çıkış yaratabildi bu hegemonyaya karşı.

↘ Raşid Gannuşi’ye son olaylardan sonra Tunus’a döndüğünde gazeteciler sormuştu, “Ne hissediyorsunuz Tunus’a döndünüz?” diye. O da “çok mutluyum” gibi bir şey demişti. Bu sahne yıllar evvel İmam’a sorulan aynı soruya verdiği cevabı aklıma getirdi. İmam “hiçbir şey hissetmiyorum” demişti, “ama vatanınıza döndünüz, nasıl olur” diyen gazeteciye, İmam’ın cevabı “benim vatanım İslam’dır” olmuştu.

↘ Hoca devrimcilik, hegemonik paradigmayı kökünden devrimci bir şekilde söküp atacak devrimci eylem/söylem vurgusu yapıyor. Biraz Žižek’in Lenin güzellemesine benziyor.

↘ Gençlerin yeni bir dilin inşasına odaklanmaları gerek. Şu soruyu sormalılar: “İslam dünyası sömürgeci etkilere nasıl böylesine açık hale geldi?” Bir de şu soru: İslam’ın küreselleşmesini sağlayan ilk dönemindeki o coşku, o ufuk nerede? Bu soruların sorulması gerekiyor.

↘ Ortadoğu’ya dönecek olursak, devrim ve bahar tanımlamaları bana erken geliyor, isyan var, muhalefet var, ama özgün bir şey yansıtmıyor. Neoliberal, seküler dünyaya bir eleştirellik yok. Eylemlerdeki gençlerin büyük bölümünü bıraksanız Batı’ya gidecekler, Batıya gitmek istiyor gibi görünüyor pek çoğu. Ama gidemedikleri için batıyı oraya getirmek istiyorlar.

↘ Büyük çabalar olmadan, büyük umutlara gönül düşürülmez. Ve büyük çabalar, büyük fedakarlıklar, büyük bedeller ödenmeden yönelinen büyük umutlar çoğu kez insanları ve toplumları yanlışa götürür.

↘ Ben bana gelen gençlere “bana gelmeden, kendinize gelin” diyorum.

↘ Epiktetos’un “düşünceler ve sohbetler” isimli kitabında bu bağlamda sık sık andığım bir anekdot var, bir aforizma var. Epiktetos, “Bir şey öğrendiğinizde hemen ortaya çıkıp, ‘ben bugün bunu öğrendim’ diye gösteri yapmayın, bunu bir ahlaka dönüştürün” diyor. “Mesela benim keçilerim var, onları gün boyu çobanlara emanet ediyorum, onlar geziyorlar, yiyorlar içiyorlar, akşam da buraya geri geliyorlar. Keçilerim bana hiç ‘biz bugün şunu yedik, şunu içtik’ diye anlatmıyorlar, bana süt veriyorlar, yün veriyorlar, et veriyorlar.” Anekdot bu. Siz de süt verin, yün verin, okuduklarınızdan, öğrendiklerinizden kendi özgün üretimlerinizi yapın.

↘ Bugün hiçbir ticaret din ticareti kadar karlı değil.

↘ Kendi namım, üstadımın namı, bizim cemaatin namı yürüsün diye bir şey yapmayalım, Allah’ın namı yürüsün diye bir şey yapalım.

↘ Bugün her türlü yalan mübah telakki ediliyor. Cemaatin iyiliği için her türlü yalan, riya mübah sayılıyor. Zaten bu yüzden de Allah bu çabaları bereketli kılmıyor.

↘ Bugün her cemaatin menkibe fabrikaları var. Ufak cemaatlerin de kendi boylarına göre bir menkıbe atölyeleri oluyor.

↘ Cemaatlere verilen nice zekatlar, fitreler, sadakalar bir kişinin imajını parlatmak için harcanıyor. Öyle ki bir cemaatin topladığı bu paraların bir bölümü Hillary Clinton’un seçim kampanyasına destek olarak veriliyor.

↘ Genç kuşaklar kendilerine nesne muamelesi yapan cemaatlere direnmeliler.

↘ Bir insan bir cemaate ihtiyaç duyabilir, ama sürüden cemaat olmaz. Düşünen, tartışan, akledenlerin cemaati olur. Hz. Ebubekir “yanlış yaparsam ne yaparsınız” diye sormuştu, “kılıcımızla düzeltiriz” dediler, bugün hangi cemaat liderine, hocaya, hocaefendiye, başkana bunu diyebilirsiniz.

↘Naomi Klein’ı bilenleriniz vardır. Bu aktivist yazar, Gazze’ye saldırıların yaşandığı dönemde oradaymış, sığınaklarda kalmış, Filistinlilerle birlikte olmuş. Ancak kendisi bu eylemini hiçbir yerde öne çıkarmıyor, ben oradaydım, “ben Gazze’deyken” diye başlayan laflar etmiyor. O bir yerde anlatmış, Türkiye’den yardım kuruluşları varmış, Gazze’ye sınırdan yardım getiren, bu kuruluşlar kendi logolarını, tabelalarını öne çıkarmak için kendi aralarında itiş kakış yaşamışlar. Böyle bir zihniyet dünyası.

↘ Ben böyle ulu orta hadis, ayet okumayı sevmem, Kuran’ın, hadisi araçsallaştırmak çok büyük bir ayıptır. Ama şimdi bir hadisi anacam. Peygamberimiz ben “üç kişi için cehennem ateşinden korkarım” diyor, “birinci şehit olmuşlar için.” “Nasıl olur peygamberimiz” diyorlar etrafındakiler. “Kimileri vardır, namım yürüsün diye savaşa girerler şehit olurlar, onlar için korkarım” diyor Peygamber. “İkincisi ilim ve irfan sahipleri” diyor, “kimi ilim irfan sahipleri vardır ki, namım yürüsün diye bunu yaparlar, ilim irfan bilgili olurlar. Üçüncüsü de imkan ve iktidar sahipleri. Onlardan kimileri vardır ki ‘ne çok veriyor’ desinler diye verirler.”

↘ İran’daki Yeşil Hareket’in kurucusu olan gençlerin içinde pek çok ismin İngiliz istihbaratıyla bağlantılı vakıflarca İngiltere’ye getirilip eğitim aldıklarını biliyoruz.

↘ Bir cemaatimiz İngiltere’de vakıf kuruyor, eğitim vakfı. Bunlar ülkenin önemli üniversitesine yardımlarda bulunuyor, şuyunuza yardım edelim, buna yardımcı olalım diye. Maddi imkanlar geniş tabii. Böyle yavaş yavaş bir ilişki kuruluyor. İlişki sağlamlaşınca, sizin filanca seminer salonunuzda bir seminer yapmak istiyoruz deniyor, ilişki kurulan hocalardan sunumlar isteniyor, seminer yapılıyor. Sonra filanca, işte İngiltere’nin en iyi okulu, London School of Economics’te bizim cemaat üzerine seminer çalışması yapıldı diye gazetelerde boy boy tefrika.

↘ Tekno-bilimsel aklın mutlaklaştırıldığı çağımızda bizler bilimi yeniden düşünmek zorundayız. Yeni bir bilgelik ve dini duyarlılık inşa etmeliyiz.

↘ İmam Şafi’nin bir sözü vardır, siz eğer bir tartışmada sesinizi yükseltiyorsanız, o tartışmayı kaybetmişsinizdir der. Bir tartışma kazanmak için yapılmaz, hakikat ortaya çıksın diye yapılır. Biz “bizim hizip kazansın diye tartışıyoruz.”

Yorum bırak