Oca
20
2011

2011’de Ne Yapmalı?

Pratiğin ve teorinin birlikteliğinin hikmeti doğuracağı tezini nasıl eyleme dönüştüreceğiz. 2011 yılı mesela, hangi konuyu gündemde tutmamızı, üzerinde durmamızı gerektiren bir dönemi ifade ediyor? Küresel kapitalizmi ve yağmacı politikalarını mı ele alacağız yoksa Kemalizm, statüko, sekülerik vs. mi, aynı şekilde pratiğini salt bir protestliğe sıkışmaktan kurtarmış zengin bir teorik zemin yaratmayı ve bu zeminden kalkarak bir direniş örgütlemeyi mi önemseyeceğiz yoksa bir şeylere karşıtlık üzerine inşa edilmiş bütünsellikten kopuk aktivizm çabalarına mı mahkum olacağız? Referandum sürecinde yaşanan tartışmalar ve sonrasındaki zihinsel göçüşme, Türkiyeli Müslümanların birçok şeyi yeniden tartışmalarının gerekliliğini ortaya koydu.

Sözgelimi, sistem-içi mücadele denen şey şu günlerde nasıl anlaşılmalı? 20 sene öncesinin siyasî konjonktürüne göre üretilmiş tezler bugün ne kadar geçerli? Karşılıklı olarak konumlanan siyasî aktörlerin durumları bambaşkalaşmışken o gün yazılmış metinlerin ufkuna hapsolmak tutarsızdır ve ortaya yeni bir şey koyabilmek için günümüzün siyasetiyle münasebetli zihinsel çabalara ve çalışmalara ihtiyaç vardır. 2011’de yeni sözler söylemek için yatağımızı siyasal tavır alışların yanı sıra örgütleyeceğimiz entelektüel programlarla derinleştirmemiz gereklidir. 20 sene öncesinin metinlerini genel geçer reçeteler olarak aynen benimsemek zamanın ruhunu yakalama noktasındaki kabiliyetsizliğin yanı sıra yeni tanımlamalar yapmanın riskleriyle ve günün koşullarına göre bir hareket fıkhı üretmenin bedel ödemeyi ve şu günlerde çokça öne çıkan “hükümeti yıpratmayalım” hassasiyetini kırmayı gerektiren boyutuyla ilgili olarak değerlendirilmeli. Zamanında ortaya konmuş düşünsel ve eylemsel şahitlik çabaları Türkiye Müslümanlarının mücadele perspektifinin geçmişini göstermesi açısından değer taşır elbette, ama sözgelimi sistem-içi mücadele konusunu ele alırken söylenmiş sözlerin geçmişe aitliğini vurgulamak ve tespit etmek; bundan sonrası için neler yapılabileceğini konuşmak açısından hayati bir önem taşıyor. 2011’de söylememiz gerekenler neler? Hassasiyetleri önemli olmakla birlikte siyasal anlamda büyük bir hayal kırıklığını ifade eden bir kısım çevrelerin -ilerlemeci bir ifade olacak affola- arkaik kalan itikadi tartışmalarının dışında kalan İslamcı mücadele örnekleri yolları çatallanan bir bahçeye gelmiş çatmıştır.

“İktidar talebimiz yok, toplumsal dönüşüm önceliğimizdir. Önce İslami şahsiyeti inşa edeceğiz.” söylemi günden güne genel bir kabule dönüşüyor, devrimci çabalar ve mücadele süreçleri geçmişin acı hatıraları, o dönemde yüksek sesle dillendirilen iktidar talepleri ise İran devriminin yarattığı hülyalar olarak adlandırılıyor. Olayı daha felsefi olarak ele alan üst-yaklaşımlar(!) ise Kuran’ın tedriciliğini yasalaştırarak radikal tavır alış ve müdahele edişleri yani dolayısıyla devrimciliği yöntem olarak reddetme noktasındalar. Devrimciliği iktidarı ele geçirme sevdasına indirgeyen bu yaklaşım, esas olarak insanların üzerinde egemenlik kuran gayrımeşru otoritelerin yenilgisi sonrasında adil bir yaşayış inşa etme vaadini/özlemini sanki marazi bir iktidar hedefiymiş gibi sunarak tedirgin edici her türlü eylemsellikten vareste olan cemaatsel birlikteliklerin sakıncasızlığının tavan yaptığı son günlerin genel gidişatına teorik bir zemin hazırlıyor. İktidar talebi siyasal mücadelenin gereğidir, siyasal mücadele ise vahyin toplumsallaşmasının ve bir direniş zemini üzerinden zulme karşı çıkışın yegane yolu ve nebevi yöntemidir. Asıl olan Allah’ın rızası değil de iktidar hırsı olmamalıdır elbette, geçmişte ya da günümüzde iktidar hırsının süvarisi olduğu pratiklerin var olmuş olması da devrimci bir gerilimi esas alan siyasal direnişi geçersiz kılmaz. Bunun yanı sıra, siyasal mücadeleden kaçış için üretilen teorilerin arkaplanında Allah’ın rızasından ziyade rahat bir zeminde var olma kaygısının olduğu ve iktidar talebinden vazgeçmekle siyasal duruş noktasında AKP’ye mahkum olmanın günden güne içselleştirilmesi arasında sıkı bir münasebet bulunduğunu söyleyebiliriz.

Bu çerçevede 2011’de neler yapılabilir? Neo-liberalizm ve kapitalist kuşatma. Sloganik olarak karşı çıkmanın ötesinde, sloganımızı değerli kılmak için bu kavramların günümüzde ne ifade ettiklerini farklı boyutlarıyla ele alan felsefeden iktisata, küresel siyasal tabloyu netleştirecek tahlillerden farklı mücadele pratiklerine uzanacak çok yönlü bir çalışma 2011 için yerli yerinde bir şey olacaktır. “Kapitalizm günümüzde nasıl işler”, bunu tespit etmek “nasıl yenilir?”i de sarih hâle getirir. Nasıl işliyor? Kültür endüstrisi, görsel kültür, tüketim toplumu, evrensel ölçekte mücadele pratikleri, sermayenin yerel/küresel siyasetlerdeki rolü, serbest piyasa ekonomipolitiği, alternatif model arayışları, modern köleliğin işleyişi, köleliğin gönüllü hâle getirilişi ve büyüleme aracı olarak medya vb. vb. dünya kadar boyutu olan, çünkü dünyanın her yerine sirayet etmiş küresel bir kuşatma olan kapitalizmi 2011’de nasıl içeriklendirmemiz gerektiğini ortaya koymak, karşı çıkışımızı daha değerli kılacak ve yapısal olarak düzenini biliyor olduğumuz sisteme karşı vereceğimiz mücadeleyi berkitecektir ya da özeleştirel bir ifadeyle söyleyecek olursak, başlatacaktır.

Henüz yorum yapılmamış+ Yorum Ekle

  • 2011'de artık iyice daralan islamcı perspektiften sıyrılmamız gerekiyor. elbette buradaki 2011 ifadesi halihazırı ifadelendirmeyi amaçlıyor. peki bugünden yarına hemencecik yapabileceğimiz şeyeler var mı? evet var. mesela önümüzde genel seçimler var. seçim sürecinde bağımsız adaylarla yeni bir siyaset dilini halka ve islamcılara armağan edebilirsek, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin aşağılanan ve dışlananların topyekun birlikteliğini öne çıkarırsak adil bir dünyanın kurulabilmesi için önemli bir adım atmış oluruz. yoksa islamcıları ve ezilenleri akp'nin her türlüsünü bir çuvala doldurduğu siyasetine, pragmatizmine, küreselleşmesine teslim etmiş oluruz ki, Allah korusun.

  • bence 2011'de habil'in dediği entellektüel çalışmalarla desteklenecek hem yerel hem global mücadele verilebilir. özellikle siyasi anlamda artık aktif bir kimlik siyaseti yapılmalıdır. bu kimliğin gereği olarak taleblerimizi dile getirmeliyiz. kimlik siyasetinin en iyi parti yöntemiyle yürütülebileceğini düşünüyorum. fakat böyle bir imkanın olmadığını biliyorum. bu sebeple ahmet hocamın dediği bağımsız adaylarla yapılacak bir siyaset de etkili olacaktır. lakin bunun bir çok ilde gerçekleşmesi gerekmektedir. sonuç olarak fikrim taleplerimizin bu çalışmalarla sağlam somut bir zemine oturacağıdır.

  • islamcı perspektifin iyice daralmakta olduğunun altını bir kez daha çizmeli. yazı ve taşıdığı dert son derece önemsenmeli ve konu olanca boyutuyla tartışmaya açılmalı. mesela, başını Özgün Duruş'un çekebileceği birkaç dergi ve/ya gazetede yeni 10 yılın bize nasıl yaklaşabileceği, bizim, gelecek bu zamana nasıl yaklaşabileceğimiz, yaklaşmamız gerektiği derinlikli bir dosya konusu halinde gündeme getirilebilir, işlenebilir. Asr Suresini akılda tutarak, geçip giden zamanla birlikte, bizi içine alanı ve yaklaşmakta olanı düşünmek görevini ifa etmeliyiz.

  • Said Ramazan
    Kimlik siyaseti çok masum bir ifade değil.Kimlik siyaseti bir anlamda hakim yapıyı farklılık hakkını elde ederek meşrulaştırmanın adı olarak öne çıkıyor..

  • abi zaten AKP çuvalına çoktan tıkmadı mı islamcıların zaten çok geniş olmayan perspektiflerini… madem geç kalınmış bir adım bu bence topyekûn bir hareket olmalı yani sadece bir iki adayla olmaz örgütlü bir hareketle başlamalı… bu da en azından insanların “heves etmiş heyecanlı çocuklar” zırvalarını engeller…

  • türkiye islamcıları, ümmetten kopuk ve kendi coğrafyalarında da bölük pörçük bir dağınıklık içinde girdiği 2011'e. üstelik kafalar da karmakarışık. bir sarkaç gibi sürekli aynı iki nokta arasında gidip geliniyor…

    bu noktada yazıdaki iktidar talebi ve islamcılar ilişkisi üzerinde söylenenler gerçekten dikkate değer. bunu yıllarca mücadelenin içinde bulunmuş kanaat önderlerimizin ıskalaması ise gerçekten ibret verici.

    türkiye islamcılığı bugün kendi havuzlarını inşa etme, kendi balıklarını yetiştirme sürecini kültürel bir programa dönüştürdü, ne yazık ki bunun da eleştirel pedagojisi kuramsallaştırılabilmiş değil. kişisel gelişim yada aile okulu kitaplarından edinilmiş bir anlayış söz konusu. haliyle buradan siyasal bir mücadele pratiğinin çıkması beklenemez.

    ne yapmalı sorusu önemli. sanırım burada öncelik yeniden siyasallaşmak olmalı. güncel konulara ilişkin siyasi yorumlar yapmak, demeçler vermek yada bir takım değerlendirmelerde bulunmak değildir siyasallaşmak…

    önce temel tercihler yapılmak zorunda… karakter eğitimi, nefis tezkiyesi, şahsiyet mi yetiştireceğiz, yoksa müslümanlar adına siyasal bir muhalefeti mi söylem-eylem birlikteliğinde yükselteceğiz? birincisi bugüne kadar defalarca denendi durdu. sonuç nerede? ak parti bürokrasisine bakınca ipucu bulabilirsiniz…

    peki asıl öncelik ne olabilir? siyasal bir mücadele için kamusal direniş alanlarını örgütleyebilmek, yereli türkiye sathıyla irtibatlandırmak ve bu arada mümkün mertebe dünyadaki müslümanların tecrübeletiyle buluşturabilmek…

    bağımsız aday konusunu ise yerel yönetimlerde belediye meclisi üyeliği bağlamında önemli bir teklif olarak görebiliriz. lakin bunu vekillik bağlamında tartışmak gücümüzü aşan ve erken zamanda gerçekleşecek bir hamle görüyorum… söylemi pratiğini çok aşan öncülerin bugünkü havlu atmışlıklarında bu tür çıkışların bolluğunun da bir payı var. sebebi de siyasal bir mücadele içinde olgunlaşmaktan ziyade protesto kültüründe kalmışlık olabilir.

    velhasıl, güzel bir yazı olmuş… birçok yönden tartışılmayı hak ediyor.

  • Tüm dünya kapitalizmin, amerikanizmin, neoliberalizmin çölüne dönüşürken, kendine çölde vahalar kurmayı düşünmek, İslam'ın mesajına susamış insanlığı ölüme terk etmek demektir.

    2011'de ne yapmalı? Bir başka dünya gibi başka bir İslamcılığın da mümkün olabileceğinin şahitliğini yapmalı…

Yorum bırak