Şub
26
2011

2010 ŞİİR BİLANÇOSU YA DA TASFİYE’NİN GÜNÜMÜZ ŞİİRİNDEKİ YERİ HAKKINDADIR

Yılın ilk ayları… Yıllıklar daha piyasaya çıkmadan kavgası meydanlara daha şimdiden düştü. Bu yazımı da yıllıklar piyasaya çıkmadan yazmak istedim ki yazdıklarım bir yer kapma kavgası anlamına gelmesin.

Dergimizin 28. sayısına ulaştık bir şekilde. Tüm maddi ve manevi engelleri aşarak bir çığ topu gibi sayılar geçtikçe hem okuyucu hem nitelik hem de yazar kadrosu olarak büyüdük.
Lise yıllarında, edebiyatla ilgilenirken, kitap okuyup yazı yazmaktan derslerimi bile aksattığım yıllarda hiç edebiyat ortamlarına karışmadım. Tüm dergileri kitapları su gibi yalayıp yuttuğum yıllardı. Yazının hem teorisine hem de pratiğine kafa yoruyordum. O zamanlar bulaşmadım bu işlere; Tasfiye gibi bir dergi yoktu çünkü piyasada. Havanda su dövmekle meşgul edebiyat ortamımız 28 Şubat’ın da soğuk etkisiyle iyice kimliğini kaybetmiş resmen bir boşluğa düşmüştü. Uzun üniversite yaşantımın son günlerinde tesadüfen rastladım Tasfiye‘ye ilk; önce fellik fellik İstanbul’un en bilinen kitapçılarında dergiyi aradım yoktu. Sonra bir ürün gönderdim yayınlandı: İşte o’saat benim için dönüm noktasıydı. O güne kadar biriktirdiğim her şeyi Tasfiye‘ye harcadım. Benim tanıştığım yıllarda var olan Tasfiye‘nin acemi ve yerel tavrı Ahmet (Örs) abi’nin ve kadromuza katılan yetenekli arkadaşların katkılarıyla bir seviyeye kadar geldi. Dağıtım ağı genişledi, okuyucu sayımız arttı, ekonomik sorunlar yaşasak da edebiyatla ilgilenen herkes okumasa bile en azından adımızı duydu.

Bu süreçte edebiyat dünyasının bize yaklaşımı hiç değişmedi ancak. Bilinçli ve sürekli olarak görmezden gelme politikası güdüldü bize karşı. Kimisi ” Radikal bunlar, anlamaz edebiyattan” mantığıyla yaklaşırken, kimisi kendilerine rakip gördüğü için ortamın bu körlüğünden yararlandılar. Öncelikle “radikal” kelimesinin itici çağrışımından Allah korusun bizi. Biz Müslümanız evet, İslamcıyız buz gibi! Ve bu kimliğimizle edebiyat yapmaya çalıştık. Ancak -kimi zaman bu tavrımızdan ödün versek de- genel olarak ajitasyona kaçmadık. Elimize kalem alan, ben yaptım oldu diyen bir edebiyat anlayışımız hiçbir zaman olmadı. Bazen bilinen yazar-çizer takımının eserlerini bile eledik. Hatır gönül işlerinden hep uzak durmaya çalıştık. Zaten Tasfiye’deki kardeşlerimizin birçoğu başka dergilerde eser vermiş kendini kanıtlamışlardır.

Bu söz uzayıp gider gel gelelim şiir özelinde Tasfiye‘nin durduğu yere. Tasfiye’de şiir yayımlayan hemen hemen her arkadaş şiir ortamını yakından takip ediyor. Bazı arkadaşlarımız diğer şiir mecralarına ısrarla davet edilmesine rağmen tüm enerjisini Tasfiye‘ye harcayıp gücümüze güç katıyor. Bazılarımız yabancı dillerde yayınlanmış şiirleri ve poetik yazıları takip ediyor.
Sanırım 10 yılı aşkın bir süredir aralıksız şiir yıllığı alıyorum farklı insanların toplu çalışmalarını, şiir kitaplarını yakından takip ediyorum. Ve tarafgirliğin ne boyutlara vardığını hayretle izliyor(d)um. Mehmet H. Doğan’ın o adaletsiz saçma sapan yıllıklarının yanında günümüz yıllıkları biraz daha adil diyebiliriz. (Mesela bu seneki Baki Asiltürk’ün hazılrladığı 2010 şiir yıllığı Fayrap körlüğü dışında fena değildi.) Akatalpa ve Kitap-lık‘ın şiir demeye bin şahit gerektiren klişe şampiyonu şiirimsilerinden, Ataol Behramoğlu’nun  yaşlı şair kontenjanından yayınladığı zırvalardan yüzlerce kat daha iyi şiirler yayınlanıyor Tasfiye‘de. Özellikle 2010’da Tasfiye‘nin şiir performansı birçok derginin çok üstüne çıkmıştır. Buna rağmen görmezden gelinmek şiir-edebiyat ortamının ne kadar adi ve adaletsiz olduğunun kanıtı aslında.
Ben bu yazıyı yazıyorum ama “biz neden yokuz”un kızgınlığı değil bu! Görmezden gelindikçe değerimizden ve niteliğimizden birşey kaybetmiyor tam aksine bizi görmezden gelenler kendilerinden birşeyler kaybediyorlar. Okumaya başlayıp sonunu getiremediğim şarap-kadın-intihar klişeleriyle örülmüş sol çevrenin saçmalıklarıyla, birbirleriyle çetin kavgalara tutuşup halk nazarında hiçbir karşılığı bulunmayan muhafazakâr çevrenin şiir çevreleri aman uzak dursun zaten bizden! İdeolojinin bu ülkenin başbakanı tarafından bile kötü-kerih görüldüğü şu tuzu-kuru ortamda ideolojik edebiyat yapmaya sonuna kadar devam edeceğiz. Herkes kendi mecrasında mücadele içinde var oluşunu sürdürürken biz çizgimizden taviz vermeden yürümeyi sürdüreceğiz. 2011 için güzel projelerimiz var. Son 2 yıldır eşi benzeri olmayan özel sayılarımız son hızıyla devam edecek. Kürt edebiyatı sayısı gibi korkulan  gündemleri edebiyata taşımaya devam edeceğimizden bizi sebatla takip eden okuyucularımızın hiç şüphesi olmasın.
Enes Malikoğlu

Yorum bırak