Her Masalda Olduğu Gibi – Tuba Kızılkar

Fark ettiniz mi bilemiyorum ama renkler artık daha solgun! Alınan nefesler, yüreğimizi rahatlatacak kadar derin ve yeterli değil. Kuşların cıvıltıları yalnızca birer gürültü. Çocukların kahkahaları yok artık sadece çaresiz, tok ve acınası çığlıklar var. Fazlasını hak etmek şöyle dursun, hak etmemesine rağmen sahip olduklarını mahvetmek hatta yok etmek, insan soyuna atalarından kalan bir miras adeta. Şimdilerde buna “modernlik” adına bir maske takmış, öylece kendi çöküşümüzü alkışlıyoruz!

Yeryüzünde düşünme yetisine sahip ikinci bir ırk daha olsaydı eminim -tabii benim kendi yorumumla insan ırkından daha üstün değil fakat daha riyakâr olmayan bir ırk- kötü bir davranış karşısında “Aynen bir insan gibi!” veya “Bu ancak bir insanın aklına gelebilir!” derdi! Tıpkı bizim, toplumumuz eğilimlerince kötü gördüğümüz bir olay olduğunda “Çok şeytanî!” veya “Bu ancak şeytanın aklına gelir!” dememiz gibi!

Hadi gelin dürüst olalım, daha iyi niyetli ikinci bir ırkı da kenara bırakalım. Kötü bir olay karşısında “İnsan soyu işte!” cümlesini duymak hiç de yabancı veya garip gelmiyor, değil mi? Ne kadar acınası bir hâl! İnsanı, insan olmaktan tiksindiriyorlar.

Merhametiyle, şefkatiyle “insan olmak” diye anılması gerekirken şeytanın yerine geçmiş bir türüz artık. Meselenin en acı kısmı ise şu ki bence bunu hak ediyoruz!

Kimse bunları sesli söylemez ama değil mi? Şeytana, “Sen şeytansın!” demek onun için bir onur kaynağıdır çünkü! Güç budur ve bu güce sahip olanlar asla iyiler olmaz. Onlar can verir, onlar dünyanın en büyük kayıplarını yaşarlar ama yine de bu dünyada asla kazanan olmazlar.

Her masalda olduğu gibi kazanan kraldır. Hiçbir masalda savaşan askerden, ölen halktan bahsedilmez ama ya kral… O, geri kalan halk tarafından alkışlanarak karşılanır, geriye kim kaldıysa artık! Hiçbir zaman o halkın kralı, gerçekten coşkuyla karşıladıklarına inanmadım. Babası, abisi, evladı veya da eşi ölmüş bir avuç sözde “alt tabaka”dan insanın sandık sandık altınlarla belki de geri gelen kralı alkışlamaları, size mantıklı geliyor mu? O altınlardan bir sikke dahî almayacaklar veya bir anda refah içinde yaşamaya başlamayacaklar. O gün belki de cesedi dahî gelmemiş yakınlarının yasını tutacak ve kral sarayında en kırmızı elmayı yesin diye ertesi gün tekrar bahçeye gidip hasat yapacak, kral sıcak yatağında uyusun diye ormana gidip odun kesecek ama kendi evini ısıtacak kaynağı dahî bulamayacak.

Aslında anlattığım ve bu kulağa “masal” gibi gelen senaryo, o kadar da uzak olduğumuz bir dünya değil! Bilhassa içinde olduğumuz düzenin ta kendisi! Yaşadığımız hayat, bu! Bizler yalnızca krala boyun eğmeye mahkûm köylüleriz. Kimin umurundadır ki bizim acımız? En büyük acılar yalnızca kral ve vezirlerine ait olur. Bizim acı çekmemiz dahî yasaktır!

Bahçelere gidip hasat yapmıyoruz belki ya da ormana gidip odun kesmiyoruz ama kral sarayında oturmuş, en tepeden bizi izliyor. Biz bu dünyada yalnızca özgür köleleriz. Bize sunulan tek imkân ne şekilde kölelik yapacağımıza karar vermek. Daha fazlası değil.

Modern insanlarız ama biz, modern bir dünya ilişkileri içine doğduk. Değiştirmek ne mümkün! Pek çoğumuzun en büyük hayali ancak belki bir gün vezir olabilmek olur!

“Kendini bulmak”, modern insanın kendine yaptığı en incelikli işkencedir. Daha doğrusu “kendini bulmak” adı altında yaptıkları bilinçsiz uğraşlarla insanlığı yok etmeleri… En başta kendi insanlıkları olmak üzere yer yüzünü tüketmeleri… En nihayetinde kana susamış bir vampir gibi dünyanın renklerini emmeleri…

Ne olursa olsun nice padişahlara, hükümdarlara kalmayan dünya, modern çağın krallarına mı kalır? Bir gün gelir, çıkar birileri ve krallar tahtlarından inmek zorunda kalır. Belki düzen değişir, insanlık farklılaşır, hayat daha yaşanılabilir bir hâl alır.

Etiket(ler): , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir yanıt yazın