KİŞİSEL GELİŞİMİN “GELİŞTİRDİĞİ” NE?

Son yıllarda tam anlamıyla bir “kişisel gelişim” furyasına tanık oluyoruz. Artık büyük bir sektör haline gelmiş olan kişisel gelişim alanında birçok kitap yayınlanıyor, çeşitli seminer ve konferanslar düzenleniyor. Dünyada 1970’lerde yaygınlaşmaya başlayan kişisel gelişim kitapları, Türkiye’de 1990’lı yıllarla birlikte büyük artış gösterdi. Yabancı yazarlardan yapılan çevirilerin yanı sıra, bazı yerli yazarlar da bu alanda üst üste eser vermeye başladı. Türkiye’de ilk olarak Nüvit Osmansoy’un “İnsan Mühendisliği” adlı kitabı ve Dale Carnegie’nin eserlerinin çevirileriyle piyasaya çıkan bu alandaki kitaplar, şimdilerde büyük bir sektöre dönüşmüş durumda. Artık bu alanda yerli ve yabancı yazarlara ait kitaplar yayınlayan çok sayıda yayınevi bulunuyor.

Kişisel gelişim kitaplarının yayınında ve satışında yaşanan büyük artış, beraberinde birçok insan kaynakları ve kişisel gelişim danışmanlık şirketlerinin kurulmasını getirdi. Bazı kişiler kısa zamanda “kişisel gelişim uzmanı” sıfatını elde etti ve bu kişilerin etrafında çeşitli kurslar, seminer programları ve konferanslar düzenlenmeye ve çeşitli kişisel gelişim grupları oluşturulmaya başlandı. “Kişisel Gelişimden Beklentiler” adlı makalesinde bu alandaki kitapları değerlendiren Dr. Selim Aydın’ın şu cümlesine katılmamak mümkün değil: “Bu sahadaki bir kaç telif eseri hariç tutarsak, kişisel gelişim kitapları genelde Avrupa medeniyeti ekseninde üretilen düşüncelerin Türkçe’ye tercümesinden veya onlara dayalı derleme eserlerden ibarettir.”
Kişisel gelişim alanında yazılmış kitapların çoğunun insanlara gösterdiği tek hedef; zengin olmak, daha çok kazanmak, asla yetinmemek, bir şeyler yapıp mutlaka mümkün olduğunca çok para kazanmak.
Batılı İnsanın Doymak Bilmeyen Hırsı
Son yıllarda Türkiye’de büyük ilgi gören kişisel gelişim kavramının menşeinde, materyalist ve kapitalist Batı düşüncesinin sınırsız rekabet ve daha çok kazanmaya dayalı seküler felsefesi var. Manevi bir boşluk yaşayan ve bu nedenle bulunduğu halden hiçbir şekilde mutmain olamayıp hayatını hep daha fazlasını, daha ötesini aramakla geçiren batılı insanın bu doyumsuz arayışı, onu, elde etmek istediği şeyleri nasıl daha kolay, daha kısa yoldan elde edebileceği arayışına yöneltmiştir. Nitekim bu arayış geçmiş yüzyıllarda batılı insanı altın ve elmas bulup kısa yoldan zengin olmak için Avustralya’ya, Güney Afrika’ya, Amerika’ya ve Afrika içlerine götürmüştür. Bugün de Batıda şans oyunlarının, borsanın, kumarhanelerin yaygın oluşunun temel sebebi, temelde hep batı insanının kolay yoldan zengin olma arayışı ve bir türlü doymak bilmeyen dünyevi hırsıdır. Bugün kişisel gelişim alanında Batıda yayınlanan binlerce kitabın çıkış noktası da aslında batılı insanın sahip olduğu bu anlayışa hitap ederek yeni bir sektör oluşturmaktır. Batıda en çok satan kitapların bu alanda basılan kitaplar olduğu dikkate alınırsa, insanlara kolay yoldan zengin ve başarılı bir kişi olmayı öğretme propagandasıyla yola çıkan birçok yazarın hangi yolla zengin olduklarını daha iyi anlarız. Bu noktada akla şu fıkra geliyor: “Nasıl milyarder olunur?” kitabının yazarı fuarda kitaplarını imzalarken, okurlardan biri yaklaşmış ve “Üstat, nasıl milyarder olabilirim, neler tavsiye edersiniz?” diye sormuş. Yazar kitabını almak için kuyrukta bekleyen yüzlerce insanı göstererek: “Zengin mi olmak istiyorsun. Hemen ‘Milyarder Olmanın En Kolay Yolları’ adında bir kitap yazıp piyasaya sürmelisin dostum” cevabını vermiş.
Kapitalizmin Kişisel Gelişim Yemi
Şu anda dünyada ve Türkiye’de kişisel gelişim alanında yayınlanan kitaplar genellikle bilimsel çağrışımlar yapan bir başlık altında piyasaya sürülüyor. Oysa bu tür kitapların ilk versiyonları daha yalın başlıklar taşıyordu: “Nasıl Milyoner Olunur?”, “Kolay Para Kazanma Yolları”, “Nasıl Zengin Oldum”. Artık kitap isimlerinde daha bilimsel başlıklar kullanılıyor, fakat temel felsefe değişmiş değil. O da, insanları kolay yoldan zengin bir işadamı, başarılı bir politikacı, çok satan bir yazar olabileceklerine inandırmak, uzun eğitim süreçleri, tecrübe ve zaman gibi başarı için gerekli etkenleri yok sayarak insanların umutlarını istismar etmek. Tabii ki kişisel gelişim alanında bu kapsama girmeyen başarılı ve faydalı kitaplar da vardır, ama bir sektör olarak kişisel gelişim kitaplarının varlık gayesi asla insanları gerçek başarıya yöneltmek değildir. Genel olarak bu alandaki kitap, seminer ve konferansları, insanları kapitalist yaşam biçimine angaje eden yemler olarak görmek gerekir. Tabii bir yandan insanları kapitalist yaşam biçimine angaje ederken diğer taraftan da bazı kimselerin ceplerini epey kabarttığını da unutmamak gerekir. Bu alandaki kitapların baskı üstüne baskı yapması, kişisel gelişim uzmanı ünvanı kazanmış kimselerin seminer başına 50 bin, 100 bin dolar ücret almaları söylemek istediğimizi herhalde daha iyi anlatır. Örneğin 12-15 Haziran 2002 tarihleri arasında Avrupalı genç girişimcileri Lütfi Kırdar Uluslar arası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılan ‘‘Girişimciler İş Başında’’ başlıklı seminerlerden birinde konuşan Dr. Kerry Johnson, yaptığı bir konuşma karşılığında 50 bin doları cebe atmıştı. Dr. Kerry Johnson’un dinleyicilerine zengin olmayı öğretip öğretemediği bilinmez ama kendisinin bu yolla “köşeyi döndüğü” kesin.
Kişisel Gelişim Sektörünün Allah’sız Söylemi
Konunun daha da önemli ve biz Müslümanlar açısından üzerinde durulması elzem bir yönü ise, kişisel gelişim sektörünün alemlerin Rabbi yüce Allah’tan bağımsız bir başarı tasavvurunu kitlelere pazarlamakta olması. Yazar Mustafa İslamoğlu’nun isabetle işaret ettiği gibi, kişisel gelişim sektörünün geliştirdiği anlayış ve söylem, Allah’sız bir anlayış ve söylemdir. Zira bu sektör, yüce Allah’ın denklem dışı bırakıldığı bir başarı anlayışı ve söylemi kurgulamaktadır.
Oysa alemlerin Rabbi Allah’tan bağımsız ne vardır ki, O’ndan bağımsız başarı da söz konusu olsun. Allah’ın adıyla başlamayan ve Allah için olmayan ne varsa biz ondan beri olmalıyız. Değil mi ki, bizim hayat düsturumuzu Rabbimiz hidayet rehberimizde şöyle bildirmiştir:
“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am 6/162)
O halde Allah’ın adıyla başlamayan ve Allah için olmayan ne varsa “Ben Müslümanım” diyen insanlar ondan beri olmalı, yüz çevirmelidir. Hemen belirtelim ki; Allah’ın adıyla başlamak demek, yapılacak olan işin, Allah’ın sınırlarına riayetine özen gösterileceği sözünü vermek, Allah için olmak demek ise, ne yapılacaksa Allah’a daha iyi bir kul olmak için yapmak anlamındadır. Bu anlam ve çerçeve dışında kalan her şey, bizim inancımıza göre boş söz ve boş işler kapsamına girmektedir. Kişisel gelişim sektörü de bu çerçevede değerlendirilmeyi fazlasıyla hak eden bir anlayışın ürünüdür. Rabbimiz, bizlerden her türlü boş söz ve işlerden yüz çevirmemizi istemektedir. (Müminun 23/3)
Doç. Dr. Kemal Sayar’ın kendisine yönelttiğimiz bu konudaki bir soruya cevap olarak dile getirdiği şu tesbitler kişisel gelişim sektörünü yeterince açıklayıcı nitelikte: “Batı kültürü tamahkarlığın kamçılanması üzerine kuruludur. Batıda biyolojik paradigma bile rekabet esasına dayandırılmıştır, ‘en güçlü olan ayakta kalır’ der. Oysa bugün kainatta büyük bir yardımlaşma olduğunu, hayvanat aleminde ufak dayanışmalarla türlerin varlığını devam ettirdiğini biliyoruz. Başkalarının sırtına basarak dahi olsa yukarılara tırmanma düşüncesi, diğerkamlığı ve ahengi yücelten kadim felsefelerde yer bulamaz. Sözü edilen tarzda kitaplar aslında bize yardımlaşmayı,dayanışmayı, fedakarlık ve feragat gibi üstün insani değerleri değil insanı soysuzlaştıran bazı değerleri telkin ediyorlar. Başarılı olmanın ölçüsü maneviyata önem veren bir toplumda çok farklı olacaktır. Tamamen seküler ve pragmatist bir kültürün içinden üretilen reçeteler ‘başarı’da gaybî kuvvetlerin tesirini ihmal eder, yok sayar. Üstelik başarı nedir? Gayri meşru yollarla servet biriktirmek bir başarı mıdır? Harcayabildiğinden veya ihtiyacından fazlasını elinde tutmak ve bunu ihtiyacı olanlara dağıtmamak bir başarı mıdır? Başarı vb kavramlar tamamen izafidir ve hayata biçtiğiniz anlama göre farklılaşır. Kapitalist kültürün başarı tanımlaması, hayatı metafizik bir bakışla anlamlandıran birisi için özenilecek bir durumu imlemez, ancak tiksinti uyandırabilir.”
“Zengin Olmak İstiyorsan Babana Bile Güvenme”
Amerika’nın en zenginlerinden olan New York’lu emlak kralı Donald Trump, zenginliğini artırmak istemiş olacak ki, “Nasıl Zengin Olunur?” adında bir kitap yazmış. Donald Trump’a göre zengin olmak için gerekli 10 şarttan ikisi şöyle:
“4. madde: Kimseye güvenmeyin: Biri size zarar vermek istiyorsa onunla çatışmaya girmekten kaçınmayın. İncil’de dendiği gibi göze göz, dişe diş isteyin. Kimseye güvenmeyin. Unutmayın ki en yakın arkadaşınız bile karınızı ya da paranızı elinizden almak isteyebilir.
10. Madde: Evlenmeden önce müstakbel eşinizle mutlaka bir sözleşme yapın. Ben öyle yaptım. Yapmasaydım, İvana’nın (eski eşi) açtığı boşanma davası sonunda her şeyimi kaybedebilirdim. İvana’nın avukatlarını mahkemeye götürmek için otobüs tutmak zorunda kaldık. Unutmayın ki sağduyu her zaman haklıdır.”
Evet, Amerikalı bu garip zengin adama göre, zenginliğin yolu, kişinin babasına bile güvenmemesine ve evlenmeden önce müstakbel eşiyle güvensizliğe dayalı bir sözleşme imzalamasına bağlı!
İnsanların Umudu Sömürülüyor
Kişisel gelişim kitapları yazarları genellikle kitlelerin tanıdığı başarılı siyasetçilerin, şampiyonların, zengin iş adamlarının, başarılı sanatçıların hayatlarından kesitler aktararak okuyucuyu, bu kimselerin yakaladığı başarıyı kendilerinin de yakalayabileceğine inandırmaya çalışmaktadırlar. Başarılı kimselerin hayat öykülerini okumanın insanda belli bir motivasyon sağlayacağı doğrudur, fakat birçok kişisel gelişim kitabı yazarının vaat ettiğinin aksine bu tür kitapları okumanın, belli bir başarıyı yakalamak için, gayretli olma konusunda küçük bir motivasyon sağlama dışında, hiçbir etkisinin olmayacaktır. Çünkü bir alanda başarı elde etmenin yolu hem o alanda ciddi bir eğitim sürecinden geçmiş olmayı, hem bazı yeteneklere sahip olmayı, hem de çeşitli çevresel faktörlerin katkısını gerektirir. Kimse “Nasıl Başarılı Bir Yönetici Olunur?” adlı bir kitap okumakla başarılı bir yönetici olamaz. Aslında insanlara bu tür kolaycı vaatlerde bulunan yazarlar, hem para verip kitaplarını alan insanları kandırmış ve onların umudunu sömürmüş oluyorlar, hem de kitaplarında sözünü ettikleri ve “başarılı” diye tanımladıkları insanları kullanmış oluyorlar.
“Kişisel Gelişim Üzerine Mülahazalar” adlı makalesinde Fatih Ferda şu dikkat çekici tesbitte bulunuyor: “Kişisel gelişmenin uyuşturucu yönü de var… 150 kiloluk cüssesi ile kucağında, İçindeki Devi Uyandır kitabı, uyuyan miskinler. Piyasadaki anlayışın ve kişisel gelişimin bağımlılık yapabilecek bu yönüne dikkat edilmeli.” Fatih Ferda ayrıca, geçmişte ve günümüzde başarılı olmuş insanların hiç birinin elinde bu tür kitaplar bulunmadığını belirtiyor ve şöyle diyor: “Bir-ikisi hariç, başarı hakkında kitap yazanların başarıları, başarı hakkında kitap yazmak sadece.”
Kişisel Gelişim Dünyevileştiriyor
Uzun sözün kısası, son yıllarda büyük rantların döndüğü birileri için bir “köşe dönme kapısı” halini almış olan “Kişisel Gelişim” sektörü, kitleleri boş beklentilere sürüklemesinin yanında, insanlara tamamen seküler bir başarı anlayış ve hedefi aşılamaktadır. “Başarılı” olmayı, zengin olmayı vs insanlara en büyük hedef ve amaç olarak gösteren kişisel gelişim sektörünün Müslümanlar arasında da rağbet görmeye başlaması önemli soruna işaret etmektedir. O da, dünyevileşmenin Müslümanlar arasında da yaygınlaşması ve giderek sıradanlaşmasıdır. Oysa dünyevileşme, Müslümanlar için gerçek ölümün ta kendisidir.
Çevremizdeki birçok kişi, Allah’ın Kitabı’nı terkedilmiş olarak bırakıp, evini kişisel gelişim kitaplarıyla doldurmakta, başarı ve mutluluk tasavvurunu Kur’an’la değil, kişisel gelişim kitapları ve seminerleriyle şekillendirmektedir ne yazık ki. Bilinmelidir ki bu büyük bir aldanıştır.
Gerçek başarı ve mutluluk, ancak alemlerin Rabbi’nin öğrettiği hidayet yoluna tabi olmakla mümkündür. Ufkunu dünya hayatı ve bu geçici hayattaki izafi başarılarla daraltan insanlar, tıpkı ağaca takılıp ardındaki ormanı göremeyenler gibi, gerçek varılacak ter olan ahiret hayatını ve gerçek başarının da bu hayatla bağlantılı olduğunu görememektedirler.
Biz Müslümanız ve dolayısıyla bizim planlarımız, başarı ve mutluluk tasavvurumuz, asla salt dünya hayatıyla sınırlı olamaz. Biz biliriz ki, dünya hayatı gelip geçici bir oyalanmadan ibarettir ve onun anlamı ancak ahiretin tarlası oluşundan kaynaklanmaktadır. Allah’tan, Hesap Günü’nden ve ahiret hayatından bağımsız başarı ve mutluluk anlayışı, aldanıştan başka bir şey değildir.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU, Tasfiye Dergisi, s. 9

Etiket(ler): , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir yanıt yazın