Kas
18
2020

Karkas

Sarıyer-Ferahevler’e bu defa yağmurla vardım.

Hacıosman metrosunun asansörüyle yukarı, aydınlığa çıkınca coşkuyla yağan yağmur karşıladı beni. Asansörden çıkmadım, tekrar aşağıya, turnike bölgesine inip kardeşimle yarım saat telefon görüşmesi yaptım. Turnike bölgesinde bir bank falan yok, nedense koymamışlar. “İnsanlar oturur, kalabalık yapar, bekleşirler.” diye düşünmüş olmalılar. Aslında Hacıosman metrosu sakin oluyor, son durak nihayetinde… Yolcuların önemli bir kısmı emekli ve yaşlı bir nüfustan oluşuyor, bir soluklanır insanlar oturmaya bank olsa… Ben de telefonla konuşurken asansörlerden birinin arkasındaki ufak yükseltiye oturdum. Güvenlikçiler uyarır diye bekledim ama karışan olmadı. Zaten ıssız mekân. Arada bir metro seferlerinden çıkan telaşlı yolcuların oluşturduğu düşük yoğunluklu dalgalanmalar… Hepsi bu.

Yağmur dinince yukarı çıktım, diyemeyeceğim çünkü yerin altından dışarısı görünmüyor. Bu meseleyi tartışmalıyız bence. İnsanın köstebekler gibi yerin altında gezinip durması, kuşlar gibi havaya tutunmaya çalışması bence fıtratın evrensel karşılığının anlaşılması, yozlaşması bahsinde geniş bir yelpazede tartışılmayı hak ediyor.

Dışarı çıktım, yağmur dinmişti. Hacıosman korusunu sağıma alıp yürüdüm. Her nedense şu dünyada sevdiğim güzergâhlardan biri oldu burası. Belki o tarafa taşınırız. Her zaman ailecek konuşuruz o tarafa taşınmayı. Karadeniz yeşilliği ve sükûneti var sonuçta. Boğazın güzelliği de üstüne armağan… İlk duraktan otobüse binip Ferahevler Kaymakamlık durağında indim. Sarıyer, büyük bir ilçe. Her nedense ilçe kaymakamlığını Sarıyer’in tarihsel merkezine değil de Ferahevler’e kurmuşlar.

Suşehrililerin çay ocağında oturduk Emre’yle. Siyaset kazanının kaynadığı bir çay ocağı, yurdum insanı üst üste şaşırtıcı, çarpıcı tespitler yapıyor. Gelmişken ne zamandır niyet ettiğim bir ziyareti gerçekleştiriyoruz. Bir kurumda yöneticilik yapan bir abiye uğruyoruz. Çayla birlikte doyumsuz bir sohbet bekliyor bizi. Emre’yi de tanıştırıyorum. Yeni tanışıklıklar her zaman heyecan vericidir. Eski dostlukların zamanla iyice ağaran parıltısı ise daha bir benzersizdir elbette. Takip etmeyi, peşine düşmeyi ister ama bugün için bu iyice aşınan bir tutuma dönüştü. Çok üzgünüm. En yaralı olduğumuz bölge burası. Yeni tanışıklık ve dostluk sanılan ilişkilerde her nedense bu aşınma çok daha süratli gerçekleşiyor, anlam vermek çok zor.

Sohbetin ev arama bahsine gelmesi pek tabii bir hâl idi elbette. O mıntıkada eski, köklü bir abinin peşine düşüyoruz. Bir derneğe vardık Emre’yle. Dernek işi bize fevkalâde âşina, malum. STK olmayalım, devrimci hat üzere sabit kalalım, eyvallah, kesinlikle ama birtakım kısıtlıklar bu aracı kullandırıyor bize ama devrimcilik bâki; Allah’ın izniyle! Tabi bu ‘bâki’iafdesinin bende kötü çağrışımları var. Dostluğumuz bâki, deyip münasebetini kesen eski dostlardan bekâya ilişkin vaatler gerçekleşmiyor bazen, bu da üzücü. Her neyse, dernek geniş ve güzel, toplanmış bir grup müslüman çay içiyor, hârika bir atmosfer. Şu karanlık ve vahşi çağda, vampir düzenin bağrında bir vaha. Dertleşip muhabbete yol verecek bir atmosfer ne büyük kıymet! Ferahevler’in insana neden ferahlık verdiği anlaşıldı!

Çay da güzeldi, sohbet ve tanışıklıklar da ama biraz oturup kalktık, inşallah yine gideceğiz. Yine biraz gezinip kiralıklara baktık, sağ taraftan Hacıosman korusuna, ufuktaki ucubeye, beton anıta, karkaza! Hacıosman ve çevresinin güzelliklerini bozan o beton heyûlâ uzaktan görünüyordu. Betonun şehre tahakkümünün anıtsal simgesiydi adeta. Sağ tarafta, yakınlarda düzenlenip gezinti yolları bulunan, iki sevimli göletiyle şehrin içinde huzur iklimi vâr eden koruyu selamladık, İstinye tarafı görülene kadar ilerledik. Zengini, fakiri, Büyük Şeytan’ın konsolosluğu, yine yeşillikler… Çiselemekle sağanak arasında gidip gelen yağışın eşliğinde duruyorlardı karşımızda.

Leave a comment